Mustafa ☆

HÜRRİYETE DOĞRU Gün doğmadan, Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, İçinde bir iş görmenin saadeti, Gideceksin; Gideceksin ırıpların çalkantısında. Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı; Sevineceksin. Ağları silkeledikçe Deniz gelecek eline pul pul; Ruhları sustuğu vakit martıların, Kayalıklardaki mezarlarında, Birden, Bir kıyamettir kopacak ufuklarda. Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin; Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi? Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı? Heeeey! Ne duruyorsun be, at kendini denize; Geride bekliyenin varmış, aldırma; Görmüyor musun, her yanda hürriyet; Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; Git gidebildiğin yere.
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İSTANBUL TÜRKÜSÜ Istanbul’da, Boğaziçi’nde, Bir fakir Orhan Veli’yim; Veli’nin oğluyum, Târifsiz kederler içinde. Urumelihisarı’na oturmuşum; Oturmuş da bir türkü tutturmuşum: “Istanbul’un mermer taşları; Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları; Gözlerimden boşanır hicran yaşları; Edalı’m, Senin yüzünden bu hâlim.” “Istanbul’un orta yeri sinama; Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama; El konuşur, sevişirmiş; bana ne? Sevdalı’m, Boynuna vebâlim!” Istanbul’da Boğaziçi’ndeyim; Bir fakir Orhan Veli; Veli’nin oğlu; Târifsiz kederler içindeyim.
Şiir
Bu yıl bu dağların karı erimez Eser bad-ı saba yel bozuk bozuk Türkmen kalkıp yaylasına yürümez Bozuldu aşiret el bozuk bozuk Elim tutmaz güllerini dereyim Dilim tutmaz hallerini sorayım Dört sualin manasını vereyim Sazım düzen tutmaz tel bozuk bozuk Kızılırmak gibi çağlayıp coştum El vurup göğsümün bendini yıktım Gül yüzlü cerenin bağına çıktım Girdim bahçesine gül bozuk bozuk Pir Sultan'ım yaratıldım kul deyi Zalimlerin elinde mi öl deyi Dost beni çağırmış durma gel deyi Gideceğim amma yol bozuk bozuk m.youtube.com/watch?v=zMgSshB...
Şiir
Var olmak ya da olmamak, mesele bu. Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına, İçin için katlanmak mı daha soylu, Yoksa, bir dertler denizine karşı silaha sarılıp Son vermek mi onlara? Ölmek, uyumak... Hepsi bu... ve bir uykuyla Yürek sızısına ve bedeni bekleyen Binlerce doğal darbeye son verdik diyebilmek. Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi! Ölmek, uyumak... uyumak, belki rüya görmek. Ha! İş burda. Çünkü o ölüm uykusunda, Şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda, Göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister istemez. İşte felaketi onca uzun ömürlü kılan da bu Kim katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine, Zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine? Hor görülen aşkın acılarına, adaletin gecikmesine, Devlet görevlisinin kendini bilmezliğine; Sabırla bekleyen erdemli kişinin, Değersiz insanlardan gördüğü muameleye, İnsan yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesebilecekken Kim katlanırdı, bu yorgun yaşamın yükü altında Homurdanıp terlemeye, Ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı? Sınırlarını bir geçenin bir daha dönmediği O bilinmeyen ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp Bizleri, tanımadığımız dertlere koşup gitmektense, Başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı? İşte bunları düşündükçe Ödlek olup çıkıyoruz hepimiz,
Şiir
ZAMAN Yoluma gül serperdi, her gün eteklerinden, Gönlümün üzerinde, bir tül duvaktı zaman. Sonra neden neşemin, büktü bileklerinden, Neden beni yollarda, böyle bıraktı zaman... Yalvardım, feryadımı duymadı sağır gibi, Kalbi ne kadar sertti, tunç gibi bakır gibi, En güzel günlerimi, çiçek koparır gibi, Birer birer koparıp, göğsüne taktı zaman... Vazgeçmiştim hayatın, baharından yazından, Dur dedim, anlamadı bir kalbin niyazından. Karanlık bir gecede, bir çeşmenin ağzından, Düşen damlalar gibi, durmadan aktı zaman... Cezmi Tahir Berktin ... Macide Tanır'ın harika sesinden dinleyebilirsiniz.. m.youtube.com/watch?v=OyXRK9b...
Şiir