Kitaptaki Priya Patel'in amacını ve hala neden Anna'nin annesini görmeye gittiğini anlayan var mı? Sanırım 2. Bir kitapta yok ve bu bir seri değil. Bu kısmın cevabını kitapta ben mi kaçırdım anlayamadım
Geçen yıl kitaplığımı yayinevlerine göre düzenledim. Bu yılda okuma hedefi olarak kendime yayınevine göre ilerleme hedefi koyduğum için elimdeki bütün Domingo yayınlarına ait kitapları okumaya başladım.
Elbette her kitabı bir şekilde merak ederek ya da hakkında güzel bir yorum/ alıntı okuyarak aldım ama bu her kitabı beğeneceğim anlamına maalesef gelmiyor.
16 yaşında küçük bir kasabada sıkıntı içerisinde bir yaz geçirirken çizgi romanları seven ve çizim yapmaya hevesli bir çocukla tanışan frenkie nin geçirdiği yazı okuyoruz. Bu yaz farklı bir şey yapmak istedikleri için birinin yazdığı ve bir diğerinin çizdiği bir afişi çoğaltıp kasabaya asmaya karar veriyorlar. Yaptıkları bu küçük eğlence bir anda bütün kasabanın olayı haline gelince yıllarca bunu saklıyorlar ama bir gün hiç tahmin etmedikleri bir şekilde ortaya çıkıyor. Kitapta begenmedigim bircok nokta oldu. Öncellikle iki üç cümleden ibaret bir metnin bu kadar tekrar etmesi ve bu kadar büyük spekülasyonlara sebep olmasi bana çok uzak bir fikir gibi geldi. Ayrıca sonunda ne olacağını bize söylemesi gerekirdi hikayenin çünkü biz bütün bir yaz neler olduğunu zaten sonunda ne olacağını öğrenmek için okumamış mıydık?
İçerisinde farklı hikayeler var gibi görünse de aslında bir kütüphane çevresinde birleşen farklı hayatları okuduğumuz, her karakterin kendine ait sorulara cevaplar aradığı çok güzel bir kitaptı.
Bir söz okumuştum, yeryüzünde aynı kitabı okuyan kimse yoktur diye. Sanırım bu hikaye, bu sözün bir özetiydi. Sıradan bir kitap, okuyan kişinin içinde bulunduğu duruma bazen o kadar uygun olur ki bir sonraki adımı ya da çıkmaz yoldaki ışığı sizin görmenizi sağlayabilir ve farkında olmasanız da hayatınızdaki ufak bir değişim bile kelebek etkisiyle başka bir kisinin hayatını değiştirebilir
Yılın 100. Kitabı olduğu ve okuma hızımı epey yavaşlattığı için bu kitap hakkında birkaç cümle söylemek istiyorum.
Öncelikle psikoloji ve psikiyatrislerin bizzat yazdığı kitapları hem gerçek hikayeler olduğu için hemde "neden?" Sorusunu hep canlı tuttukları için okumayı çok seviyorum. Ülkemizde özellikle Gülseren Budayıcıoğlu nun kitaplarını severek okudum
Bu kitabı bir YouTube videosunda görüp aldım ve güzel olacağını düşündüm ama olayları danışanlardan değil, doktordan dinlemek hoşuma gitmedi. " Bana biraz ailesinden bahsetti" cümlesi gibi cümleler bende bir duygu uyandırmadı. Bu kitap sisteme ve yürütülen politikalara biraz eleştiri ve işi anlatmak için yazılmış gibi geldi
*spoiler*
Kitap genel olarak çok iyi kurgulanmış ve konusunu çok yaratıcı buldum. Kitabına kötü yorum yazdığınız bir korku yazarı bunu affetmese ve bir sonraki kitabı bizzat sizin cinayetinizle ilgili olsa nasıl olurdu? İtiraf etmem gerekirse bu bir cümle bile kesinlikle okumam için yeterli oldu bu kitabı ama şöyle bir sorun vardı: kitap bitmek bilmiyor. Bir karakter gerçekten ölebileceği kaç durumda kalması gerekirse kalıyor ve yinede ölmüyor. Hikaye burada bitti diyoruz ve aslında bitmiyor. Gerçekten kitap çok fazla uzatılmış ve ironik bir şekilde kitapta yazarın tamda yazdığı gibi gerçek hayatta tesadüfler vardır ama kurguda sadece kötü yazılmıştır