Bu defa cevap yeni, çağdaş toplumun mikro-ekonomisinde gizli. Son iki yüzyıldır sert bir şekilde, adeta sel gibi yayılan sanayi giderek daha fazla ve daha ucuz iş gücüne ihtiyaç duydu. Fazladan ucuz iş gücünü insan ırkının yarısını teşkil eden kadınların oluşturduğu işçi ordusundan başka nerede bulabilirdi? Kadınlar bugün toplam iş gücünün ABD’de %32’sini (22.5 milyondan fazla), Almanya’da %37, Japonya’da %40, SSCB’de ise yaklaşık %45’ini teşkil ediyor.
Yani mesele cinsiyet eşitliği değildi. Mesele, sanayi medeniyetinin ruhu ve menfaatiyle ilgiliydi.
Moğol istilası hakkında ne kadar yazılıp konuşulmuş olursa olsun, insanların hiçbir zaman bu felaketin korkunç boyutunu yeterince kavrayabildiklerine inanmıyorum. İslam için hayati önemi haiz engin bir sahada insanların elleriyle inşa ettiği her şey ve yüzlerce şehir, tarihin ne eski ne de yeni devirlerinde örneği olmayan bir surette yok edildi. Bölgelerin sakinleri, yaşayan son insana varıncaya kadar imha edildi. Ezilip geçilen halkların tekrar ayağa kalkması bir mucize kabul edilebilir.
İmzasız ihbar mektuplarına çok kızardı.
“Samimi ve dürüst insanlar aynı zamanda medeni cesaret sahibi olurlar, imzalarını saklamaya tenezzül etmezler, imzasız mektup yazanlar mutlaka ahlaksız yalancının biridir.” dedi.
Bir akşamüstü… Kurtuluş Savaşı’ndan beri yanında olan Alber isimli köpeği yavruladı, Mustafa Kemal miniklerin sevimli hallerini neşeyle seyrediyordu.
“Bak Fikriye ne güzel oynuyorlar” deme gafletinde bulundu.
“Kuvayı Milliye, namuslu bir insanın yastığının altındaki tabancaya benzer; namusunu kurtarması için hiçbir ümit kalmadığı anda, hiç olmazsa intihar etmeye yarar” diyordu.