Okumaktan başka ne yapabileceğim birşey, ne de gidebileceğim bir yer vardı.
Altını çizemiyorum satırların diğerleri alınır diye.
O yüzden buraya yazıyorum.
DM den uzak durun. Ne yazacaksanız buraya yazın hep birlikte gülelim.
"Topladınmı bu gece de hasılatını gönlünün.
Kim kırmış, kim çizik atmış o camdan yüreğine.
Öksüz anılarını savurup gökyüzüne.
Yalnızlık tabutuna girmeden önce."
Ne çok şey biriktirdim bayım ben sizi beklerken dercesine. Karlı vadilerden taşıdığı, eteklerindeki bütün renkli taşları da dökerek...Ah beyefendi, siz bakmayın lütfen bilinçaltımı ele verdiğini düşündüğünüz tüm bu iç akışlarıma. Kitaplarda okuduğum kadınların tesiriyledir belki de... Belki Carmen' in içimde unuttuğu kastenyetlerinden, ya da Züleyha' nın geçerken içime astığı ipek şalından. Bilmiyorum.
Ne bilsin ki, kadın susarak ve kenara çekilerek sürdürür yaşamını, eskiden beri. Kapı kanadının itelediği hava kadar sessiz, çekingen ve buna rağmen evin her yerini de tutan bir şeydi kadın. Adam tekrarlayarak örüyordu ısrarını: "Kızdın, biliyorum..."
Kadın, her kırıldığında, kendi içine kaçardı. Ruhunda, çocukluktan kalma kutsal bir sekinesi vardı, herkesten sakladığı ve kimseye göstermediği bir sanduka... Adam bekletmiş, gelmemişti. Kadın kırgındı ve bu kırgınlık kadına sekinesinin kapağını "çıt" diye açtırıveriyordu işte. Herkes eski oyuncaklarını veya fotoğraflarını saklar, hatıra diye. Kadının sekinesindeyse bir dolu kırgınlıklar var maziye dair...Eskileri gözden geçirmek, yeniye katlanmayı kolaylaştırıyor mu?
Birazdan bitecekse, öyleyse şimdi bitsin, azar azar gelmesin ölüm, tükenerek ve usançla gitmesin, eskiterek yürümesin, pörsütmesin, birazdan bitecekse, öyleyse hemen bitsin. Seninle vedalaşmayı reddediyorum. Hatta seni tanımazlıktan geleceğim bundan sonra. Sana "gelme" derken, içi boşalmış samandan bir bebeğe dönüşsem de: "gelme, git!" Bedenim ateşten hülleler giyerken sırtına, hummayla titreyen bir kül kadar hafifim artık...