Sahip olduğu her şeyi halkı için vermeye hazır olan bir üniversite öğrencisini, ülkesinden kaçmasına neden olacak kadar çaresiz bırakma suçundan cezalandırılan insanları izledim. Rastin'le arkadaşları hapislere girip canlarını verirken,gündelik hayatlarını sürdürme ve olan biteni görmeyip duymama suçlarından cezalandırılan insanları izledim. Sonra da Rastin'i,tam olarak asla alamayacağı intikamıyla yalnız bırakıp masamdan kalktım. O intikamı asla alamayacaktı, çünkü kimse ona ,"Git de bizim için hapse gir ya da geber! "dememişti. Rastin'in atladığı nokta da buydu. Kahramanlara, görevlerini, halk değil, kendileri verirdi. Dolayısıyla kahramanların halktan hesap sorma hakkı yoktu. Kahramanlar,cesur ve aptal insanlardı. Halksa korkak ve kurnazdı. Anlaşmaları mümkün değildi. Ancak Rastin,halktan hesap sormaya kalktığına göre, o kadar da aptal değildi. O,gerçek bir liderdi. Gerektiği kadar kahraman,gerektiği kadar halktan. Bu da onu,cesur ve kurnaz yapıyordu-ki en tehlikeli- insan türü oydu.
Gerçekten de,bir demokrasideydik artık!Lider yalanlar söyleyerek yönettiğini sanıyor, halk uyduğu bütün kanunların kendi iyiliği için konuğuna inanıyor, ülkedeki tek yayın organı olan radyonun spikeri de her şeyi görüyor,ancak deli taklidi yapıyordu!
...beni ilgilendiren tek şey, yarım saat öncesine kadar sahip oldukları huzurun,politika tarafından sikilip atılmış olmasıydı. Ne de olsa politika, insan bedenine giren yabancı bir madde gibiydi. Platin bir çubuk kadar yapaydı. Toplumdaki iş bölümünün doğal olarak gelişmesinin önündeki en büyük engeldi. İnsan doğasına aykırıydı. Ama zaten insan da doğaya aykırıydı. Dolayısıyla yapılabilecek bir şey yoktu.
Ne de olsa,dünyanın aşiretelere bulanmış bir bölgesinden geliyor ve bir insanın bilgeliğini, yüzündeki karışıklarla ölçmenin en doğru yol olduğuna inanıyorlardı. Oysa bütün gün tarlalarda çalıştıkları için enseleri timsah derisi gibi olmuş, benden küçük çocuklar tanıyordum. Kırışık sahibi olmanın hiçbir anlamı yoktu. Yaşlanmak, yaşama hastalığının son evresi gibi bir şeydi. Çoğunlukla akıl sağlığının yitirildiği ve yerini hayatta aradığını asla bulanmayacağından emin olmanın getirdiği huysuzluğun aldığı bir evre. Yaşlılar, kazıklandıklarının tam olarak bilincine varmış ve artık her şey için çok geç olduğunu fark etmiş olan insanlardı. Onların yöneteceği toplum,ancak onlarla birlikte,sürekli şikayet ederek ve açılar içinde ölürdü.