Hayatı boyunca sevgi açlığı çekmişti. Sevgiye hasretti. Varoluşunun temel talebiydi sevgi. Ama hiç sevgi görmemiş ve zaman içinde katılaşmıştı. Sevgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti bile. Şimdi de bilmiyordu bunu. Sadece sevginin nasıl ifade edildiğini görmüş, yüreği hoplamış ve ne kadar güzel, yüce ve muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.
İyi bildiği bir konuda kovuşturmayı başardığı kız bıcır bıcır şakırken,o da bu güzel kafanın bunca bilgiyle dolu olmasına hayret ederek ve yüzünün solgun güzelliğini içerek onu takip etmeye çalışıyordu. Kızın dudaklarından rahatça dökülüveren bilmediği kelimeler,zihinine aşina gelmeyen eleştirel cümleler ve düşünce zincirleri, her ne kadar bu takibi zorlaştırıyorsa da aklını dürtüyor, harekete geçiriyordu. Işte entelektüel bur hayat ve işte var olabileceğini hayal bile etmediği sıcacık, harika bir güzellik diye düşündü. Kendini unutup aç gözlerle kıza baktı. Karşısında yaşamaya değer bir şey vardı işte; kazanmak için savaşmaya, mücadele etmeye ve evet,uğruna ölmeye. Kitaplar haklıydı. Dünyada böyle kadınlar da vardı. Karşısındaki onlardan biriydi.