Sanki "kalbi çıkmış" gibi geldi... Koşmuş, koş- muş, silkinmiş, silkinmiş ve öylece kaybolmuştu... Öylesine acısız, zarar vermeden, olgunlaşmış bir meyvenin düşmesi gibi... Yeri sanki boş kalmıştı...
Kuşkusuz insanların hayalleri bulundukları yer- deki ruh hallerini yansıtır, yani bir bakıma kendi oyunu için kendi kozunu yaratır. Ancak ilginçtir ki bütün bu kozların, kahramanların, üçkâğıtçıların son tahlilde hepsinin bir tür psikopat, yani "deli" oldukları ortaya çıkar.
Yazmayı bırakıyor, kalemi tiksintiyle kenara atıyorum, tiksintiyle! Son vermek: Bir "palyaço” için fazla kahramanca olmaz mıydı? Korkarım ki sonucu yaşamaya, yemeye, uyumaya, bir şeylerle meşgul olup yavaş yavaş "mutsuz ve gülünç biri" olmaya duygusuzca alışmam olacak.
Tanrım, kim düşünürdü, kim düşünebilirdi ki "palyaço" doğmak böylesi kötü bir kader, bir talihsizlik olsun!..
Gerçek şu ki herkes başkaları hakkında ciddi bir kanaate varamayacak kadar kendiyle meşgul; insan kendine göstermeye emin olduğun saygı derecesine miskin bir
isteklilikle razı oluyor.
"Tanrı hakkı için, rahat bir hayat kurmuşsun, oğlum! Ba- ğımsızsın, değil mi? Özgürsün! Aslında hakkın var, inan ki! İnsan bir kere yaşıyor, değil mi? Başka şeyler niye umurunda olsun? Aramızda akıllı olan sensin, söylemem gerek. Hep dâhi biriydin zaten..."