“Binlerce cümlemin birini bile mi duymadın? Biri bile mi kalbine dokunmadı?” Çeneme uzandı ve uzun parmakları çenemi nazikçe kavrayıp hafifçe kaldırdı. “Kalbin yok mu senin, Gri Hanım?” Sesi titredi. “Öylece gri yanımı alıp nasıl gidersin? Hepsi karanlıkta bırakmıştı beni ama sen gelip ışıkları açmıştın. Işıkları da kapatıp nasıl gidebilirsin? Arkana bile bakmadan nasıl yaparsın bana bunu? Hiç mi görmedin beni?”
"Bu kavgayı etmeyelim. Son anlarımızî mahvetme . Düşman başladık , doat ayrılalım ."
Dudaklarının arasından histerik bir kıkırtı fırlar etti. Gülmeye devam etti. “Hiçbir zaman dost olmadık.”
“Her neyse!”
“Her neyse diyerek kaçamazsın bundan.”
“Beni yeniden kendine düşman etme.”
“Kalmanın tek yolu buysa!” Sesi koridorda yankılandı. “Dostum olup arkana bile bakmadan gideceksen düşmanım ol, kal yanımda.”
İkimizden başkasının olmadığı bir yerde, Küçük Prens ve eşsiz gülü gibi ikimiz yaşayalım isterdim ama Kötülerin Şehri’nde yaşamak istemezdim.
Burada olmazdı.
Burada olmazdık.