“Seni alçak, pislik, laftan anlamaz kaçık,” diye söylenerek gözlerimi açmadan hedef aldım ve elimi karnına geçirdim. İnleyerek merdivenlere doğru kaçtı. “Ne yaramaz adamsın ya!”
Birkaç basamak yukarıdan, “Elin bu kez çok hafifti,” dedi imayla. “Bana artık kıyamadığından olsa gerek.”
“Elimde olsa…” Basamakları çıkarken ona ters ters baktım. “…bir kaşık suda boğarım seni.” Benden kaçmak yerine olduğu yerde durdu. Aynı basamağa çıktığımda işaret parmağımı bir bıçak gibi boğazına tuttum. Yalandan korkmuş gibi yaparak geri çekildi ve çenesini kaldırdı. “Bir bıçak versen elime, deşerim gırtlağını.”
“Diğerleri gibi Sarı’yı öldürdüğüne inandığımı mı sandın?” diye sordu alayla. “İkimiz de elinde bir bıçak tutmaktan bile korktuğunu biliyoruz. Elinde olsa bile öldürmezsin beni, Gri Hanım. Benim seni elimde olmasına rağmen asla öldürmeyeceğim gibi.”
"Arabayla geldim, Gri Hanım.”
“Ben yürümek istiyorum, Siyah Bey.”
Kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı. “Bu yağmurda?” Hemen ardından dudağının kenarına çapkın bir sırıtış yerleştirdi. “Hem bana Siyah Bey dediğinin farkında mısın sen? Hayallerimi gerçekleştirecek kadar seviyor musun artık beni?”
Dün geceye dair hatırladıklarım silik silik olmasına rağmen hissettiklerim hâlâ benimleydi. Onun gözlerinde kendime ait bir gökyüzü görmüştüm ve bunun, gördüğüm en güzel manzara olduğundan emindim.