Maden problemleri de ara sıra birdenbire tonlarca balığı ya da kuşu öldürmüş vaziyette (Summitville madenindeki siyanür taşmasının öldürdüğü balıklar gibi) görünür olabiliyor ancak daha genel olarak kronik bir toksik sızıntı biçiminde gerçekleşiyor ama görünmeyen metaller ve asit doğal yollarla çözünmüyor, yüzyıllar boyunca sızmaya devam ediyor ve ardında birdenbire bir iskelet yığını yerine yavaş yavaş güçsüzleşen insanlar bırakıyor.
Erişim yolları ihtiyacı ve ara sıra görülen petrol sızıntıları olmasa, petrol ve gaz çıkarma faaliyetlerinin çok az çevresel etkisi olurdu. Bunun aksine, metaller çıkarıldıkları cevherin sadece çok küçük bir kısmını oluşturur. Yani cevheri çıkarmak için kazilan çakılın çok küçük bir miktarına tekabül eder. Dolayısıyla atıkların metallere oranı, tipik olarak, bir bakır madeninde dört yüz, bir altın madeninde beş milyondur. Bu rakam, madencilik şirketlerinin temizlemesi gereken dev bir miktarı temsil ediyor.
Kendini beğenmişliğin hakaret olarak kullanılması bana çok enteresan geliyor. Bence asıl sorun, insanın kendini beğenmemesi, kendinden nefret etmesidir.
Kendini beğenmeyen, kendinden nefret eden insan kendine özen göstermez. Giyimine, kuşamına, hiçbir şeyine dikkat etmez.
Kendinden nefret eden, kendinden nefret eden çocuklar dünyaya getirir. Kendinden nefret ettiği için çocuğundan da nefret eder ve bir arayışa başlar. Başkalarının çocuklarına bakar, onlara özenir; “Keşke şunun çocuğu benim oğlum olsaydı, bunun çocuğu benim kızım olsaydı” diye düşünür.
Oysa kendini beğenen insan, kendini beğenen çocuklar dünyaya getirir; kendini ve çocuklarını olmak istediği insan gibi yetiştirir.
Asıl sorun kendini beğenmişlik değil, kendinden başka kimseyi beğenmemektir. İkisini karıştırmamak gerekir.
Kendimizi beğenelim, beğenilecek biri olmaya çalışalım. Beğenilecek insanlar yetiştirelim.