İstanbul'da ve Anadolu'daki vaizlerin deneyimleri gösteriyor ki güzellikle, iyilikle ilgili vaaz eden vaizlerin dinleyicileri artıyor; cehennemden, zebanilerden söz edenlerin dinleyicileriyse sürekli azalıyor. Türklerin eski dinlerinde softaca tapınmaları yoktu; sanatsal [güzelduyusal] ve ahlaksal tapınalar çoktu. Bunun sonucu olarak, İslamiyetten sonra da Türkler en güçlü bir inanana, en içten bir diyanete sahip oldukları halde, softaca ve bağnazca duygulardan uzak kaldılar. Bu konuda Yunus Emre'yi okumak yeter. Türklerin camilerde ilahilere ve mevlid-i şerif okunmasına; tekkelerde ise şiire, müziğe büyük bir yer vermeleri, güzelduyusal diyanet tipine mensup bulunmalarındandır.