Ölümü sevmiyordu Kara Abuzerin Sülük Bey, lafını bile sevmiyordu. Ermeni kırımında, Seferberlikte, Kuvayı Milliye karışıklığında çok ölüm görmüştü, çeşitli elvanlı ölümler ki, tatlı uykulardan adam hoplatır bir ölümler... Asılan mı istersin, direğe telefon teliyle sarılıp diri diri yakılan mı? Açlıktan pıt diye düşüp ölen babayiğit hangisi, kendini kendi bitine yedirerekten tükenen derbeder hangisi... Osmanlı kudurup, azıp yedi düvele zorlu savaşlar açıp milleti bir yandan ateş boylarına sürüp kıra dursun, bizim avanak milletimiz de, fırsatı ele geçti sanıp birbirine koyulmadı mı? Hürriyet belâsından bu yana nice nice kargaşalıklarda adam ölmüştür ki, yediden yetmişe, Osmanlı ülkesinin adam ıssızlığına uğramasına çok bir şey kalmamıştır. Pusuya düşen öldü ya, pusuyu kuranın ölmesine ne demeli? Avanaklar öldü böcek gibi ezilerekten diyelim, akıllının gözü görürken tatlı canı kurtaramaması nasıl iş?
Uyku yarım ölüm, demişlerdir atalarımız. Peki, yarısı bu kadar tatlı olan cenabetin öbür yarısı neden acı, bakalım! Tatlısını tadan âdemoğlu korkmalı mı bundan bu kadar? Bi hesapça, hayır, korkmamalı! Nedir peki? Şudur ki, gidip de gerisin geri gelen yok... Dönüp geleni bulunsa... Öte dünyanın girdisi çıktısı, zagonu yasası bilinse... Buraları okşamakta mı az biraz, hatır matır, rüşvet müşvet işlemekte mi? Para Allahın perde çavuşudur; lafı vardır, bu lafta az biraz umut vardır!
- Yaşlandı Sülük Bey... Kocalık gibi belâ olmaz. Ayranı durulur kocamış herifin... Yüreği söylese de, körpelikte hırpadak atlayıp geçtiği yerleri gözü yemez
Emey Anam der ki benim... 'Kulak asma' der, 'Tutulmam diyen herif tutuldu mu, kancık itten yaman tutulur ki, karı ardında kör yılan gibi sürünmecesine tutulur!' der.