Ununu elemeden eleğini duvara asma!
Bu deyim öyle uygun bir konu üzerine kullanılmış ki, eminim türetenler bile bu kadarını tahmin edemezdi.
Din! Yazarın deyimi ile olgu. Günümüzde ise herkesin kendi algısını din diye insanların gözüne soktuğu, en küçük eleştiri getireni bile din düşmanı ilan etmeye müsait bir zemin! İşte Elek tam da burada, hurafe ve bid'atları eleyip dinden ayıklamak için kaleme alınmış bir eser olarak karşımıza çıkıyor.
Bin dört yüz küsür yıldır insanların kendi algılarını dine dahil etmeleri suretiyle, din ile uzaktan yakından ilgisi olmayan o kadar çok bid'at din zannediliyor ki... Akledebilen, düşünen, fikir üreten insanlar bunlara bid'at dediğinde geçmiş zamanlarda çeşitli zulme mâruz kalmış, işkenceye tâbi tutulmuş, ve bazıları (İmam-ı Azam Ebû Hanife, Hallac-ı Mansur, Nesimi) hunharca katledilmişler. Günümüzde ise bu insanlara sosyal medya üzerinden sistematik bir linç uygulanıyor.
Düşünürün, Evrende en büyük ziyan sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir sözüne atıfta bulunurcasına, yazar, eserinde sorgulamaya oldukça fazla yer vermiş. Zihinsel ve düşünsel gelişimin ancak özgür ortamlarda söz konusu olduğunu, özgür ortamları da sâdece sorgulama hakkını elinde tutan toplumların hak ettiğini sıkça tekrar ediyor İzzet hoca ve Enfal suresinden bir örnekle söylemini destekliyor: "Allah katında insanların en kötüsü aklını işletemeyenlerdir!"
Ve, baban da olsa sorgula! diyor.
İdeolojiye dönüştürülen dinin din olmaktan çıkıp, insanlara hükmetme ve ideolojik üstünlük sağlama aracı hâline getirildiğini vurguluyor yazar. Ve bir anda, gözümün önünde, cuma hutbesinde, elinde kılıç diyanet İşleri Başkanı beliriveriyor nedense?!
Yazarın, katıldığım bir diğer görüşü de çocuklara din eğitimi verilmesinin sakıncası idi. Zebaniler, şeytan, cinler,