Düşünün, Cumhuriyet kurulduğu tarihlerde, ülke nüfusunun yüzde 95'i okuyamaz ve yazamaz durumdaydı. Kadınlarda ise okur-yazar hemen hemen yok gibiydi. Bundan da anlaşılacağı gibi bugün, "Dedelerimiz bir gecede cahil bırakıldı" diyenler gerçeği ifade etmiyorlardı.
Okur-yazar oranının böylesine düşük olmasının, eğitim kurumlarının yaygın olmaması dışında, Türkçe gibi sesli harflerin çok kullanıldığı bir dildeki harflere, Arap alfabesinde yeterli karşılık bulunmaması da çok büyük sebepti. Çünkü Arap alfabesi dilimize pek uygun değildi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1933'teki bir halk toplantısında, yönetsel sorunlarla ilgili serzenişte bulunan Zeki isimli genç bir doktora şöyle diyecektir: "Haklısınız Zeki Bey, eksiklerimiz var. Bazı şeyler vardır ki bir kanunla, bir emirle düzelir. Ancak bazı şeyler vardır ki kanunla, emirle hemen düzelmez.
Fesi atar, şapkayı giyer adam, ama alnında fesin izi vardır. Sarıkla gezmeyi yasaklasanız, belki kimse sarıkla dolaşmaz. Ancak bazılarının kafasındaki görünmeyen sarıkları hemen yok edemezsiniz.
Çünkü onlar bir zihniyetin ürünüdür. Zihniyet, binlerce yılın birikimidir. O birikimi birden yok edemezsiniz, boğuşursunuz onunla...
Yeni bir zihniyet, yeni bir ahlak yerleştirinceye kadar boğuşursunuz. Önemli olan umutsuzluğa düşmeden boğuşmak, yorulmamaktır. Milletler boğuşa boğuşa ilerler. (...) Yaşama kanunu budur!"
Nitekim ülkemizdeki bu olağanüstü gelişmeyi, tarihçi Arnold Toynbee: "Biz batılıların 400 yılda kanlı bedeller ödeyerek kurduğumuz Cumhuriyet kurumlarını Mustafa Kemal ülkesinde dört yılda kurdu!" şeklinde ifade edecekti.