"Kendine deli diyorsun ya Ahmet Muhtar, al bak da deli gör! Sanırsın herif dalgalarla boğuşmaya değil de, bayram panayırına gidiyor."
Sonra fark eder ki, bu da onun kavgasıdır. Alışık olan için boşa düşmek, kavgasız kalmak en büyük zulüm değil midir? Bu yüzden, ona hayat veren, yaşama nedeni veren kavgaya koştuğu için mutludur...
Salına Salına Voyvoda Caddesi'ne doğru yürürler. Dükkanlarını açmaya başlamıştır esnaf.. Her zamankinden çok Türk olduğunu görür şaşırır Ahmet Muhtar. İlginç şekilde insanların yüzü gülmektedir. Son iki senedir alışık olduğu gülücükler saçarak dolaşan Rumlar, Ermeniler sanki buharlaşıp yok olmuşlardır. Başı önde sanki kabahatliymiş gibi görünmez olmaya çalışan Türkler etrafa selam vere vere başı dik dolaşmaktadır caddelerde.
"Yanına gitmek istediği doğru ama Trabzon'a değil. Seza-ı Nur'da ölenler sadece anası, babası değilmiş Yarbayım."
- Nasıl? Ne diyorsun?
"Evet. Eşini de kaybetmiş. Hem de çocuk bekliyormuş Hatice. Bu kadar pervasız oluşu da ondandı demek. Hayatta kaybedecek kimsesi kalmayan insan ölümden mi korkar?"