Henüz birkaç adım atmıştır ki, durur Ahmet Muhtar.
"Ömer Naci!"
"Emredin kumandanım!"
"Çocuk, koru kendini. Bak yemin ediyorum, ne yasını tutarım, ne gelip bir dua okurum. Aklıma geldikçe bir ömür söverim sana. Sakın ölme!"
Çok caydırıcı bir tehdittir. Etkisini hemen gösterir. Gülmemek için dudağını ısırır Ömer Naci.
"Emredersiniz kumandanım!"
Mekânın en eskisi ama masanın en yenisi, Ahmet Cemalettin Efendi ise Fatih'teki evine yürürken belli belirsiz bir şeyler mırıldanmaktadır, dizinde eliyle tempo tutarak.
- Dünyalara bedeldir mahcemâlin, Allah'ıma emanettir Kemâlim.
Bir hafta sonra aynı yolu ellerinde meşalelerle yüzlerce kişiyle, bu mırıldandığını bağıra bağıra söyleyerek yürüyecektir.
Gülümser Ahmet Cemalettin Efendi. Bir müjde verircesine şarkılıdır sesi.
Biliyor musunuz, daha birkaç hafta önce bir oğlum oldu. Adını Mustafa Kemal koydum. İşgalin, isyanın orta yerinde doğdu yavrucak. Ama umut oldu bize. Aynı Mustafa Kemal gibi. Bir onda değil midir umudumuz?
Eyüp ve Üsküplü Hamdi göz göze gelirler bir an. Gözyaşları birbirine değer. Ölüyü ayağa kaldırıp savaştıracak bir lâf etmiştir Ahmet Cemalettin Efendi. Nutku tutulur herkesin. Kimse tek kelime edip de "Mustafa Kemal' ve 'umut' sözlerinin arasına girmek istemez.