- Bu hayatta en çok özlediğin gemre mi Sadık? Yok mu sevdiğin, bekleyenin, kardeşin?
Sorduğu anda pişman olur Ahmet Muhtar. Alacağı cevabı bile bile sorduğu için söver kendine. Anadolu'nun neresine giderse gitsin hikâye hep aynı değil midir? On yıldır onlar cepheden cepheye koşarken analar babalar ölmüş, kardeşler adlarını bilmedikleri topraklarda dövüşüp gömülmüş, yavuklular askerden kaçmayı başarmış kodamanlarla medrese artıklarına yâr olmuş, Sadıklara da sadakatlerinin mükâfatı olarak bir ömür mahpus kalacakları, adına ev denen dört duvarlar kalmıştır. Yalvaçlı dönüp öyle bir bakar ki, 'bu da soru mu şimdi?' cevabını ayran beyazı gözleriyle şamar gibi vurur Ahmet Muhtar'ın suratına.
Ahmet Muhtar'ın aklından bir an Mustafa Kemal Paşa'nın ona Sivas'ta söyledikleri gelir.
"Ölmekten beteri de vardır çocuk. Ruhunun sen nefes alırken, kalbin atar ve aklın çalışırken bedeninden ayrılması. Anlıyor musun ne dediğimi?"