Peki ona âşık mıydı? Şairler aşkı romantize ederek tarif etseler de aşk özünde kendin için, kendi bedensel ve ruhsal arzuların için başka birinin bedenini ve ruhunu tamamen ele geçirmek isteği değil miydi? O bedende ve o bedenin giydiği ruhta mutlak mülkiyet iddiası değil miydi? O bedenin ve taşıdığı ruhun tek efendisi olmak ve aynı zamanda o bedenin ve ruhun köleliğine soyunmak değil miydi? Aşk gönüllü kölelikti, içinde en zalim efendiliği de barındıran.
Tamam göğsünün ortasında, içeriden dışarıya çıkmak için çırpınar bir acı vardı. Kalbi ağrıyordu. Sanki döşündeki zelzele Kara haberler verecek gibiydi.
Onun için nerede olduğunun hiçbir zaman bir önemi olmamıştı, çünkü gittiği hiçbir yere kendi iradesi ve kararıyla varmamıştı, götürüldüğü yerlerde bulunmuştu sadece.