Bağımsızlık ve özgürlük çok farklı şeylerdi ve çoğu kez birinin elde edilmesi ötekinin son bulması ve yabancı efendilerin yerine daha zalim, daha pervasız yerli despotları geçirmek anlamına geliyordu.
Medyanın, özellikle de televizyonun gelişmesi sayesinde yakın dönemde ortaya çıkan terörizm biçimleri giderek daha fazla belli ve sınırlı düşman hedefler yerine, dünya kamuoyuna yönelmektedir. Teröristlerin asli amacı düşmanı askeri olarak yenmek ya da zayıflatmak değil, adını duyurmak ve korku salmaktır; yani psikolojik zaferdir. Aynı türden terörizm Almanya, İtalya, İspanya ve İrlanda başta olmak üzere bazı Avrupa devletlerinde de hayat buldu.
Müslümanlar belki Hıristiyanlardan daha sıkça başka inançtan insanlarla onları Müslüman yapmak için savaşırken, Hıristiyanlar Haçlı Seferleri hariç, sapkın ya da bölücü olarak gördükleri unsurlara karşı din içi savaşlara daha yatkın olmuşlardır.
Örneğin, Peygamber'in sözlerini yorumlarken, ağızdan ağza aktarılmış hadislerin doğruluğu ve sahiciliğini test etmek için din âlimleri ve teologların zaman içinde geçerliliği kanıtlanmış yöntemlerini bir kenara bırakarak, kendi bağnaz ve militan konumlarını destekleyip desteklemediğine göre en kutsal metinleri bile kabul ya da reddederler.
Müslümanlar medyanın terörist hareketler ve eylemlerden "İslamcı" diye söz etmesinden rahatsızlık duyarlar ve İrlandalı ve Basklı teröristlere ve terör eylemlerine neden "Hıristiyan" denmediğini sorarlar. Yanıt açık ve basittir: Çünkü onlar kendilerini Hıristiyan olarak tanımlamıyor. Müslümanların şikayeti anlaşılabilir ancak şikayetin muhatabı haberi verenler değil yapanlardır.