"Yaşar Amca, bizim de Kürtler olarak dilimiz, edebiyatımız, tarihimiz yok mu?"
"Olmaz mı? Elbette var. Ahmed-i Hani, Ciğerhun, Feqiyé Teyran, hangisini sayayım?"
"O zaman bize niye, sen yoksun diyorlar?"
"Gün kavuşurken köye bir adam geldi ve peygamber olduğunu söyledi. Köylüler adama inanmadılar, 'İspat et!' dediler.
Adam karşılarındaki eski suru gösterdi ve 'Eğer bu duvar konuşur ve benim peygamber olduğumu söylerse inanır mısınız?' diye sordu.
Köylüler, 'Elhak, inanırız!' dediler.
Adam duvara döndü ve elini uzatarak, 'Konuş ya duvar!' buyurdu.
Bunun üzerine duvar dile geldi ve şöyle dedi:
'Bu adam peygamber değildir. Sizi kandırıyor. Peygamber değildir.' "
"... Hiçbir hanedan mensubunun kanı dökülmez, ancak boğularak öldürülürdü.
Bu neden böyleydi acaba? Kanları başka renkte miydi, yoksa öyle olduğunu sanmamızı mı istiyorlardı? Kanlarının biz zenciler gibi kırmızı olduğunun görülmesinden mi korkuyorlardı? "
"Kafes arkasında idam bekleyen şehzade iken de aynı insandım, padişah iken de. Şimdi de aynı kulum. Kolum, bacağım, yüzüm, ellerim, ayaklarım, gözlerim aynı. Niye beni bir tahta çıkarıp bir öldürüyorlar? Demek ki kader benim elimde değil."