Hocanın gidişiyle sanki kendi hayatımın içinden bir parça eksilmiş gibi değil de hayatın kendisinin bir kısmı çekilmiş gibi. İlber Hoca bir çağın sesi, bir üslubun kendisi, bir hafızanın yürüyen haliydi.
Hayatımda hiç kimse bana bu kadar içini dökmemişti. Her hikayeyi dalgaları yutan bir girdap gibi içiyordum, gerçi söylenenlerin yarısını pek anlayabiliyordum: yoksulluk, çalışmak ve insani korkular. Benim için açık olan tek şey Glaukos'un yüzü, yakışıklı başı ve kederleriyle biraz nemli olsa da bana baktığında daima gülümseyen samimi gözleriydi.