Yazar, Kış Bahçesi ile insanın iç dünyasında derin izler bırakan bir yolculuğa çıkarıyor. Bu roman, ilk bakışta bir aile hikâyesi gibi görünse de aslında sessizliklerin, yarım kalmış cümlelerin, savaşın gölgesinde ezilmiş bir gençliğin ve özellikle bir annenin ruhunun nasıl donduğunu anlatan çok yönlü bir eser.
Kitapta beni en çok etkileyen şey, karakterlerin dışarıdan bakıldığında sıradan görünen hayatlarının altında aslında ne kadar büyük acılar biriktirdiğiydi. Anne Anya’nın soğuk, mesafeli ve neredeyse taşlaşmış gibi duran tavrı, kızları için anlaşılması zor olsada ben çok net anladım.
( Buraya bir parantez açıyorum çünkü babam ben 4 yaşındayken vefat etmiş ve annem 3 çocuğuyla baş başa kalmış. Hikayede resmen kendi annemi gördüm. Anya’nın o soğuk ve vakur tavırları tıpkı annem gibi geldi bana. Hele özellikle ablama karşı tavırlarını hatırladım bir an.)
Fakat hikâye yavaş yavaş açıldıkça, buzların altındaki gerçekler gün yüzüne çıktıkça Anya’nın sessizliğinin aslında bir sığınak, bir savunma mekanizması olduğunu görmek çok dokunaklıydı.
Hannah, savaşın ortasında büyüyen bir kadının nasıl kırıldığını, nasıl hayatta kaldığını ve sevdiği insanları kaybettikçe nasıl içine çekildiğini öyle güçlü bir şekilde anlatmış ki, roman ilerledikçe Anya’nın o soğukluğuna kızmak yerine ona karşı büyük bir minnet ve saygı hissetmeye başlıyorsunuz. Özellikle masal gibi başlayan hikâyenin aslında gerçek bir geçmişe açılan kapı olduğunu anladığım an kitaba bakışım ve duygusal durumum tamamen değişti.
Kitabın temposu başlangıçta yavaş olsa da bence bu, yazarın bilinçli bir tercihi. Çünkü Hannah, okuyucuyu önce karakterlerin yüzeyine alıştırıyor; sonra adım adım derinlere çekiyor. Son bölümlerde yaşanan yüzleşmeler, itiraflar ve gerçeğin ağırlığı çok etkileyiciydi.
“Kış Bahçesi”,
Kış BahçesiKristin Hannah · Pegasus Yayınları · 20166bin okunma