Kesin olan tek bir şey vardı: içimdeki ses, içimdeki düşsü görüntü. Kendimi körü körüne bu sesin, bu görüntünün yol göstericiliğine bırakmam gerektiğini hissediyordum. Aklımı kaçırmış olmayayım, diye düşünüyordum sık sık. Kim bilir, belki de başka insanlar gibi değildim! Ama başkalarının yaptığını ben de yapabilirdim, biraz çaba biraz zahmet, elimden gelirdi hepsi; onlar gibi Platon’u okuyabilir, trigonometri problemleri çözebilir ya da kimyasal analizlerin nasıl yapıldığına başkaları gibi akıl erdirebilirdim. Üstesinden gelemeyeceğim tek şey vardı: karanlıklarda saklı yatan amacı içimden çekip çıkararak başkaları gibi karşımda bir yere oturtmak.