Gerçek hayatta hepimiz birer evlat, birer eş,birer kardeş,birer anne olarak bize biçilen roller ile yaşıyoruz. Peki ,İnsan, kendisine biçilen rollerin ötesinde gerçekten kimdir ve kendi hayatını seçme hakkına ne kadar sahiptir?
İşte tam da bu sorunun cevabı bu eserde can bulmuş.
Nora, kocası ve çocuklarıyla birlikte yaşayan, neşeli ve uyumlu bir eş ve anne gibi görünse de, yaşadığı hayatın içinde zamanla fark edilmeye başlayan bir sıkışmışlık hissi taşır.Bu eser yüzeyde bir evlilik hikâyesi gibi görünür ama aslında:
Kadının toplumdaki “oyuncak” konumu,
Evlilikte güç dengesi,Bireyin kendi kimliğini keşfetmesi üzerine kuruludur.
Oyun ilerledikçe Nora’nın yaşadığı hayatı, ilişkilerini ve kendisine biçilen rolü sorgulamaya başlaması dikkat çeker. Ev içindeki düzen, dışarıdan kusursuz görünse de aslında güç dengeleri, beklentiler ve söylenmeyen şeyler üzerine kuruludur. Nora’nın iç dünyası ile dışarıya yansıyan hayatı arasındaki fark giderek daha belirgin hale gelir.
Henrik Ibsen bu eserle birlikte bireyin toplum içindeki yerini, özellikle de kadının evlilik ve aile içindeki konumunu sorgular. Metin boyunca “görev”, “sorumluluk”, “kimlik” ve “özgürlük” gibi kavramlar sürekli hissedilir ama bunlar doğrudan değil, olayların doğal akışı içinde verilir.