İrem

İrem
@JoanLackland
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
5 okur puanı
Ocak 2023 tarihinde katıldı
Puan vermedi·184 syf.··
2023 4. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2023 22:59
Amin Maalouf, Lübnan doğumlu bir yazardır. Eserlerinde doğduğu, çocukluğunu geçirdiği ve tanıdığı yerleri kendisine ilham kaynağı olarak kullanmaktadır. Bundandır ki romanlarının konusu ve kişilerini Doğu Akdeniz limanlarından, Anadolu kentlerinden ve Lübnan’dan seçerek oluşturmuştur. Yazar eserlerinin çoğunluğunda Akdeniz ve Mezopotamya kültürlerinin tarih, yaşayış ve inançlarını harmanlamıştır. Amin Maalouf , Orta Doğu tarihini Batılılara kendi dilleriyle anlatmaktadır. Hem bu yönüyle hem de Batılıları Batılılara anlatması yönüyle oldukça ilgi çeken, geniş okuyucu kitlesine sahip olan bir yazardır. Doğu’nun Limanları, anlatıcının metroda bir beyefendiyle karşılaşmasıyla hikâyeye başlıyor. Romanın giriş kısmında bu tanışıklık anlatılırken, ilk bölüm ile birlikte bu yabancının kim olduğunu az buçuk anlıyoruz. Doğumunu tarihî bir olay çerçevesinde anlatan kişi, Sultan Abdülaziz’in kızının torunu olduğunu anlatıcımıza aktarıyor. Bu tarihî olaydan sonra eserin kurgusal boyutu başlıyor. Sonraki bölümde hikâyesi anlatılan kişinin babası ve annesinin nasıl tanıştığı anlatılıyor. O dönemde azınlık halklar ile Türkler arasında bölümlenmeler, ayrıklaşmalar başlamıştır. Lakin buna rağmen babasının bir Ermeni arkadaşı vardır. Bu arkadaşıyla kendi evlerinde bir Fotoğraf Kulübü kurmuşlardır. Adana’da Ermeni mahalleleri talan edilene ve bir güruh babasının evini basana dek fotoğrafçılığa devam etmişlerdir. Fotoğraf makineleri ellerinden alındıktan sonra, babasının Ermeni arkadaşıyla birlikte Lübnan’a gitmeye karar verirler. İki dost arasında bir anlaşma yapılır. Bu anlaşmaya göre arkadaşı kızını kendisine (karakterimizin babasına) verecektir. Lübnan’a gittiklerinde de anlaşma gereği bu iki insan evlenirler. Bu bölümde daha çok bir Türk ile bir Ermeni’nin dostluğuna, evliliğine
Amin Maalouf
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·113 syf.··
2023 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2023 15:11
Barış Bıçakçı az sözle çok şey anlatmaya çalışan bir yazardır. Bu minimalist yazımıyla edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırmayı başarmıştır. Eserlerinde, geleneksel değerlerinden giderek uzaklaşan büyükşehir insanının geçmişe duyduğu özlemi, içinde bulunduğu toplumla yaşadığı iletişimsizliğin insanı yabancılaştırmasını, aşk ve sevgi gibi duyguların yalnızlaştırıcı yönlerini işlemiştir. Eserlerinde genellikle Ankara’yı mesken aldığı için onu Ankara yazarı olarak anmamız yanlış olmaz. “Bıçakçı’nın her eserinde başrolü alan Ankara, sokak ve caddeleriyle, park ve toplu konutlarıyla, kahve ve birahaneleriyle yaşayan ve yaşatan; buluşturan ve birleştiren bir şehir olarak tasvir edilir.” (Eliuz, 2017, s.131) Roman başta biraz karışık gelse de sonrasında adeta bizi kendi dünyasına sürükler. O kadar ki bazen kendimizi karakterlerden birinin yerine koymamız iştendir. Bıçakçı’nın bu eseri ilahi bakış açısıyla kaleme alınmış, büyükşehrin insanlarının küçük sorunları konu edinilmiştir. Eserdeki karakterlerin mekan ortaklığı dışında hiçbir ortak noktaları yoktur. Karakterler büyükşehrin kalabalığında yalnızlıklarıyla boğuşmaktadırlar. Romanın ismindeki -mış eki bile iletişimsizlik temasının göstergesidir diyebiliriz. Romanda çevresel mekan Ankara’dır. Romanın kişileri sokakta yanından geçtiğimiz herhangi biri olabilmektedir. Kimi zaman bir polis, kimi zaman bir garson, kimi zaman bir başbakan…Bıçakçı yalnızlık temi altında bir roman kurguladığı için kişilerin dahil olduğu sınıfları umursamamıştır. Onun için önemli olan kişilerin içinde bulundukları ruh hâlidir. Eserde dikkatimizi çekmesi gereken bir diğer kısım da yazarın daha sonra yayımlayacağı kitaplardaki karakterlere burada yer vermesidir. Barış Bıçakçı, onun edebî kişiliği ve romanları daha detaylı bilgi sahibi olmak
Edebiyat
Herkes Herkesle Dostmuş GibiBarış Bıçakçı · İletişim Yayınevi · 20212,311 okunma
Puan vermedi·308 syf.··
2023 1. kitabı
Sándor Márai Sándor Márai eserini bir aşk hikâyesi altında şekillendirmiştir. Kitap 3 farklı karakterin yaşamları etrafında oluşmuştur. Her ne kadar aşk konu alınmış olsa da alt metinler birbirinden farklı ve çekicidir. Yeri geldiğinde savaşın hezeyanları, burjuvazi, kültür ve kültürsüzlük gibi meseleler de yazarın değinmeye çaba gösterdiği ve zannımca bunu başardığı konularıdır. Bu bölüm Ilonka tarafından Peter ile ayrılma sebeplerinin anlatılmasından oluşuyor. Konu bu olsa da asıl anlatılmaya çalışılanın ‘sevginin ne olduğu ve ne olmadığı’ olduğunu görüyoruz. Ilonka tarafından yapılan anlatımlar o denli çarpıcı ki! Buna örnek olarak bir cümlesini vermem yeterli olur gibi geliyor: “Her sevgi, had safhaya varmış bir bencilliktir.” (s.19) Eserin en ilgi çekici kısmının, anlatının Peter’e geçtiği bölüm olduğu düşünüyorum. Peter burjuvazinin içine doğmuş ve bu çizgide yetiştirilmiş. Öyle ki o lafta değil tüm benliğiyle bir burjuva olarak okuyucuya sunuluyor. Judit ile tanıştıktan sonra ruhunda ve hayatında meydana gelen değişiklikleri kendi ağzından dinleme fırsatı buluyoruz. Bölüm içinde kendisine katılmadığım yerler olmasına rağmen beni en çok etkileyen, hikâyeye bağlayan bu kısımdı. Son bölümde Judit’e de söz veriliyor. Peter’e karşı neler hissettiğini/hissetmediğini onun ağzından dinliyoruz. Bu bölümde daha çok Macar halkının ve karakterlerin savaştan önceki ve savaştan sonraki durumuna yer verilmiş. Yer yer zengin ve burjuva kesimine eleştiriler de yapılmıştır. Eserde 3 karaktere de söz verilmesi, olaya onların tarafından da bakmamızı ve empati yapmamızı sağlıyor. Aynı zamanda araya serpiştirilen tarihî notlarla da dönemin sosyal durumuna dair düşüncelerimiz şekilleniyor. Bir aşk hikâyesi gibi oluşturulup insanın kendini ve hayatını sorgulayışına tanıklık ediyoruz.
Edebiyat
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,507 okunma