Katliamlar her yerde birbirini izliyordu. Jorge Ubico 1933'te Guatemala'da yüz kadar sendika yöneticisi, üniversiteli ve politi kacıyı kurşuna dizdirdi. Aynı zamanda, yerlilerle ilgili "aylaklık" yasalarını çıkarıyordu. Her yerlinin, çalıştığı günlerin işaretlendiği bir iş karnesi vardı. Çalıştığı gün sayısı yetersiz bulunursa ya hapse atılır ya da altı ay boyunca ücretsiz olarak köle gibi çalıştırı lırdı.
Topraklar da işçiler kadar tükenmişti. Toprağın humusunu, işçilerin de ciğerlerini çalıyorlardı. Ama sömürülecek yeni topraklar, yeni insanlar hep vardı.
Avrupa'da ve ABD'de insanlar muz yemeye başlamıştı. Bu yüz den, muz ağaçları dikmek, muzu taşımak için demiryolları yap mak amacıyla Orta Amerika ormanları kökünden kesildi.
Başkan şöyle diyordu: "Limanlar, demiryolları, topraklar, binalar, kay naklar hep bizim elimizde. Geçerli para dolar, konuşulan dil İngilizce, her yerde bizim bayrağımız dalgalanıyor..." "Chica go, bir çift tabancayla yola düşüp döndüğünde et, demiryolu ve bakır hükümdarları arasında yerini alan bu evladıyla ancak gu rur duyabilirdi."
Kuran'a göre, muz ağacı cennetteki ağaçlardan biridir. Ama Guatemala, Honduras, Kosta Rika, Panama, Kolombiya ve Ekvador'a muzun girişi, bu ağacın aslmda cehennemde yer alması gerektiğini düşündürür. Kolombiya'nın en büyük latifundium'u, United Fruit Co.'nun eline geçtikten sonra, 1928'de Atlas Okyanusu kıyısında büyük bir grev başladı. Muz işçileri bir garın önünde yaylım ateşine tutuldu. Resmi bir kararnameyle "devlet gücünün temsilcilerinin silahla cezalandırmaya yetkili oldukları" açıklanmış, bundan sonra da, ülkenin resmi belleğinden cinayet leri silmek için başka bir kararname gerekmemişti.