Rosa black

Rosa black
@Jokerest
Beyaz olamadım ama karada değilim .... simsiyahım
Oturup Survivor dominiği izlemek yerine bunları mi okusak ?
1965'te Domi­nik'teki cinayetleri aklamak için de aynı cümleyi kullanacaklar­ dı. Bayrak, çevrilen karanlık işleri gizliyordu. Birçok çıkartmayı yöneten komutan Smedley D. Butler, emekliye ayrıldıktan sonra, 1935'te, kendi faaliyetlerini şöyle özetliyordu: "Bu ülkenin en ba­şarılı kuvvetinde, deniz piyade sınıfında asker olarak otuz üç yıl, dört ay geçirdim. Asteğmenlikten tümgeneralliğe, hiyerarşinintüm basamaklarında bulundum. Bütün bu süre boyunca, çoğu zaman büyük işadamları, Wall Street ve bankerler hesabma, kı­ sacası kapitalizmin hizmetinde kiralık katillik yaptım... Örneğin 1914'te, Meksika'nın, özellikle Tampico'nun, ABD petrolcülerinin çıkarlarına kurban edilmesine yardım ettim. Haiti ve Küba'nın, National City Bank'ın faizini kolayca toplayabileceği yerler ol­ masına yardım ettim... 1909-1912 arasında, Nikaragua'nın tas­ fiyesinde uluslararası Brown Brothers bankasına yardım ettim. 1916'da ABD şeker endüstrisinin çıkarlarını korumak için Domi­ nik Cumhuriyeti'ni işgal ettim. 1903'te, ABD meyve şirketleri ya­ rarına Honduras'ın sindirilmesine yardım ettim."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Nobel Barış ödüllü!?!?.....ırk üstünlüğü?!?!....
Başkan VVilliam H. Taft, "Yıldızlı ve çizgili bayrağımızın birbirin­den eşit uzaklıktaki üç noktada, Kuzey Kutbu, Panama Kanalı ve Güney Kutbu'nda dalgalanacağı gün yakındır. Irkımızın üstünlü­ğü gereği manevi anlamda zaten bizim olan bütün yarımküre, ger­çekten bizim olacaktır," diyordu. ABD'nin dış politikasıyla ilgili olarak adaletin gösterdiği doğru yolun, "mallarımıza ve kapita­listlerimize kârlı yatırımlar sağlamak amacıyla yapılacak her tür­lü müdahaleyi" meşru kıldığını da belirtiyordu. Aynı dönemde, eski başkan Teddy Roosevelt, Kolombiya'yı nasıl başarıyla kesip biçtiklerini çekinmeden hatırlatıyordu. Nobel Barış Ödülü'nün sa­ hibi, Panama'yı nasıl bağımsızlaştırdığını anlatarak, "Kanal'ı ben aldım!" diye haykırıyordu.Kolombiya kısa süre sonra 25 milyon dolarlık bir tazminat aldı. ABD'nin iki okyanus arasında bir yola sahip olabilmesi için doğmuş bir ülkenin fiyatı buydu.
1850'lerde filibustero* William walker, Morgan ve Garrison adlı bankerler adına Orta Amerika'yı kuşattı. Başında bulunduğu çete­nin adı "Amerikan Ölümsüzler Tugayı" idi. Walker, ABD hüküme­tinin yan resmi desteğiyle, çalarak, öldürerek, yakarak ele geçirdiği Nikaragua, El Salvador ve Honduras'ın başkanı ilan etti kendini. İşgal ettiği bölgelerde köleci sistemi yeniden kurarak, ülkesinin kısa süre önce Meksika'da başlattığı "insanlık görevi"ni sürdürdü. Dönüşünde, ABD'de bir ulusal kahraman gibi karşılandı. Ar­ dından işgaller, müdahaleler, bombardımanlar, zorunlu borçlar, savaş meydanında imzalanan antlaşmalar birbirini izledi.
Yüzyıl başında, Honduras'ta, Guatemala'da ve Kosta Rika'da muz üretimi de gelişti. Kahveyi limanlara taşımak amacıyla ulu­ sal sermayeyle bazı demiryolları yapılmışü. Kuzey Amerikalı gi­ rişimciler bunlara da el koyup yalnızca kendi ürünlerini taşımak üzere yeni demiryolları kurdular. Aym zamanda elektrik, posta, telgraf, telefon ve en az bunlar kadar önemli olan politika tekelle­ rini de oluşturdular. Honduras'ta, "bir katır bir milletvekilinden daha pahalıya gelir." Tüm Orta Amerika ülkelerinde ABD elçileri başkanlardan daha fazla söz sahibidir. United Fruit Co., muz üre­ timi ve ihracatında rakiplerim ezerek Orta Amerika'nın en önemli üreticisi olmuştur. Şubeleri, demir ve denizyolları nakliyatını ele geçirmiş, limanları da tekeline alarak özel gümrüğünü ve özel gü­ venlik güçlerini kurmuştur. Dolar, bu ülkelerin resmi parası hali­ ne gelmiştir.
Bu durumda çok tanıdık ...az dökülmedi fındıklar ,çaylar ,şeker pancarları ,sebzeler ,meyveler ....bu ülkede de denize :( "Tipik bir sömürge ekonomisi buhranıydı bu: Buhran dış kaynaklıydı. "

Rosa black

@Jokerest
·
New York borsası....
Bu örgütlü saçmalıklar âleminde, doğal felaketler üretici ül­ keler için birer tanrı lütfü olur. Doğarım saldırıları fiyatları artı­ rır ve birikmiş rezervlerin piyasaya sürümünü sağlar. 1969'da Brezilya'da hasadı berbat eden don, sayısız küçük üreticiyi mahvetti, ama fiyatları arttırdı ve devletin fiyatları korumak için ambarlarda stokladığı altmış milyon çuval kahvenin satılmasını sağladı. Dış borçların üçte ikisi değerindeki bu kahve stoku gün geçtikçe bozulmakta ve değerini kaybetmekteydi, bir süre son­ ra ateşe bile atılabilirdi. Hiç yapılmamış bir şey değildi bu. 1929 buhranından sonra fiyatlar düşmüş, tüketim azalmıştı. Brezilya da yetmiş sekiz milyon çuval kahveyi yaktı. Böylece 200 bin kişi­ nin, beş mevsimlik çabalan boşa gitti.Tipik bir sömürge ekonomisi buhranıydı bu: Buhran dış kaynaklıydı. Plantasyon sahipleriyle ihra­ catçıların kazançlarının 1930'lardaki ani düşüşü, hem kahvenin hem de paranın yakılmasına yol açtı. Ancak fiyat artışları da daha arzulamr sonuçlar yaratmaz. Üretim artırılır, kârlı ürünün ekimi için yeni alanlar açılır. Fakat bir bumerang gibi işler sistem; bu kez de bolluktan ötürü fiyatlar düşer ve yıkım başlar. Dört yıl önce onca coşkuyla ekilmiş olan kahve 1958'de toplanırken Kolombiya bu duruma düşmüştü. Buna benzer döngüler sık sık tekrarlanmıştır Kolombiya tarihin­ de. Kolombiya, kahveye ve kahvenin dışarıda belirlenen fiyatına öyle bağımlıdır ki, "Antioquia'da evliliklerin grafiği her zaman kahve fiyatları grafiğini izler. Bağımlılık yapısının bir özelliğidir bu. Antioquia tepelerinde ilan-ı aşk için uygun zaman, New York borsasında belirlenir."