Kesik damarların kıtasıdır Latin Amerika. Keşfedildiği gün den beri burada her şey, önce Avrupa, daha sonra da Kuzey Amerika sermayesine dönüşmüş ve o uzaktaki iktidar merkezlerinde öylece birikmiştir, öylece birikmektedir. Her şey, bütün her şey: toprak ve tüm ürünleri, zengin madenlerle dolu toprak altı, insanlar, insanların üretim ve tüketim güçleri, tüm doğal ve insani kaynaklar. Ülkelerin üretim tarzları ve sınıfsal yapıları, daima ve her seferinde kapitalizmin evrensel çarklarına zincirlenişleri göz önüne alınarak, dışarıdan belirlenmiştir. Daima, ağır basan dış metropolün yararına olmak üzere bir işlev verilmiştir her birine ve art arda gelen bağımlılıklar haliyse sonsuz bir zincir oluşturmuştur.
Bu arada bizler, Amerikalı diye adlandırılma hakkını dahi yitirdik. Oysa Haitililer ve Kübalılar, Mayflower göçmenleri Plymouth kıyılarında boy göstermeden bir yüzyıl önce yeni halklar olarak tarih sahnesine çıkmış bulunuyorlardı. Bugün bütün dünyanın gözünde Amerika demek, ABD demektir. Bizler, ne idüğü pek belli olmayan ikinci sınıf bir Amerika'da oturmaktayız.
"Mita,"* yerlileri öğüten bir makine gibiydi. Gümüş çıkarmak için kullanılan cıva, diğer bütün zehirli gazlardan daha zararlıydı.
Saçların ve dişlerin dökülmesine neden oluyor, önüne geçilmez bir titremeye yol açıyordu. Cıvadan zehirlenenler sokaklarda dolaşıp dileniyorlardı. Zengin dağın yamaçlarında geceleri 6500 ateş yanıyor, Aziz Augustinus'un gökten gönderdiği rüzgârdan yararlanıp gümüş işleniyordu. Ocaklardan çıkan duman yüzünden Potosi'yi çevreleyen on kilometrelik alanda ne bir otlak, ne bir tarla kalmıştı. Bitkisel hayatı yok eden gazın insan vücudu üzerindeki etkisi de aynı derecede acımasızdı.
Engels'e göre, Amerika'nın gümüşü ve altını, tıpkı keskin bir asit gibi, can çekişmekte olan feodal Avrupa toplumunun bütün gözeneklerine sızmıştı. Doğmakta olan kapitalist merkantilizmin hizmetindeki maden sahipleri, yerlilerle zenci köleleri Avrupa ekonomisinin önemli bir "dış proletarya"sı haline getirdiler. Eski Yunan ve Roma'nın kölecilik sistemi değişik bir dünyada yeniden doğuyordu. İspanyol Amerikası'nın yok olmuş imparatorluklarındaki yerlilerin bahtsızlığına bir de Brezilya ve Antiller'de çalışmak üzere köylerinden koparılıp getirilen Afrikalı zencilerinki ekleniyordu. Sömürgeci Latin Amerikan ekonomisi o güne kadar görülmüş en yoğun işgücüne sahipti. Bu işgücü dünya tarihinin en zengin uygarlığını yaratıyordu.