"Esirsin, haydutların eline düştün!" dedi. Çocuk, kızgın, Ama ben..." diye başlamıştı ki, ilk çocuk cevap verdi: "Hayır sen, sen
değilsin artık!" Augusto, gerisini işitmek
istemedi, kalkıp bir başka sıraya oturdu. Düşünüyordu: "Biz de böyle oynuyoruz, biz büyükler: Sen, sen değilsin artık. Ben, ben değilim! Ya bu zavallı ağaçlar, hâlâ kendi-
leri mi peki? Yaprakları, dağlardaki kardeşlerinin yapraklarından önce dökülüyor. Olsa olsa iskelet bunlar ve bu
iskeletlerin şimdi kısalmış gölgeleri, elektrik lambaları ışığında kaldırımlara düşer. Elektrik ışığıyla aydınlatılmış bir ağaç! Ne garip ve fantastik bir görünümdür o; kemer
biçimi bir elektrik ışığının, baharda ağacın tepesine madenî bir parıltı vermesi! Hele burada rüzgârın ağacı sağa sola sallamadığı burada. Artık o siyah gecelerin hiçbirini; pelerini kırpışan, titreşen yıldızlarla dolu aysız gecelerin hiçbirini, tabiatın bağrında tadamayan biçare ağaçlar!
Bunları buraya diken insanoğlu, her birine, "Sen artık sen değilsin!" demiş sanıyoruz adeta. Ve bunu unutmasınlar, uyuyakalmasınlar diye, onlar için, elektrik lambalarındaki bu gece aydınlığını icat ettiler... Gecenin zavallı ağaçları, zavallı uyurgezerler! Hayır hayır, benimle, ağaçlarla
oynadıkları gibi oynamalarına tahammül edemem."