Hatice Şifa Kaydı 46

Hatice Şifa Kaydı 46
@KAYDIhaticesifa
#morfil #kralşakir
"Dönerse senindir dürümse benim..."
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ayşe: - Ben siyasiyyat bilmem, hanımefendi; fakat bana kimsenin açıldığını istemiyorum, dedi.
“Biz Osmanlılar tüm unsurlarımızla bir aradayız!” manasında bir gösteriş mesajı da var. Aslında haklı bir yanı da var çünkü ırkçılık yapılmamıştır. Ama bu muhtelif ırklardan oluşan Enderun’dan çıkan kişi iyi bir Müslüman olarak çıkmıştır. Sarayda yetiştirilen kadın da nereden geldiği önemsenmeden, iyi bir eğitim görüyor, sonra iyi bir Müslüman oluyordu.
Sultan Abdülhamid tarihe nasıl maloldu? Bugünkü yöneticiler kendilerine sorsunlar: “Acaba 100 sene sonra insanlar bizi anmak için de konuşur mu?” diye. Bu çok önemli bir şey. Demek ki burada tarihe mal olan bir kişilik vardır. Cihan Harbi’nin en zor günlerinde, “Hakan-ı sâbık” vefat ettiğinde Beylerbeyi Sarayı’ndan cenazesi kaldırılmış, cenaze mahalle aralarından geçirilmiş ve nihayetinde Divanyolu üzerinde Sultan Mahmud Türbesi’ne ulaşmış. O dönemde İttihat ve Terakki’nin harp içinde diktası var. Zaten harpte herkesin her istediğini yazıp söylemesi de beklenmemeli. Ama evlerin pencerelerinden birtakım kadınlar çıkıyor ve şöyle diyorlar: “Bize ekmeği 10 paraya yediren, kömürün okkasını 5 paraya aldıran padişahım, bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” Demek ki, bir insan, bir yönetim orada kendini aklamıştır. Onun da kara tarafları vardır ama muhasebe yapıldığı zaman, aklarla karalar ayrılır ve ortaya ne çıkmış, ona bakılır. Tarihçi bu bilançoyu namusla, dikkatle, ilmî hassasiyetle yapmak zorundadır. Bunu yapmaz da çalakalem giderse, işte o zaman İstanbul sokaklarında pencerelerden uzanıp ağlayan kadınlar tarihçiyi yalancı çıkarırlar.
Sultan Abdülhamid devrinden alacağımız miras ve dersler neler? O dönemde Türkiye ve İmparatorluk halkı büyük işler becermiştir ve biz bugünkü halimizi bu temel üzerine inşa etmişizdir. Geleceğimizi de bugünün üzerine inşa edeceğiz. Bunda hiç şüphe yoktur ve parlak bir gelecek inşa etmek için büyük şansa sahip olan nadir milletlerden biriyiz. Bunu kimse unutmasın. Bu, insanlara belki iftihar vesilesi olabilir fakat aynı zamanda müthiş bir mesuliyet getirmesi gerekir. Türk çocuğu, etrafının sorumluluğunu taşıyan bir insan olmalı ki olmak zorundadır, yarın bir gün etrafımızda içtimai, iktisadi ve siyasi bir zelzele olduğu zaman seyirci kalmayalım. Kalamıyoruz zaten; bugün fakruzaruret içindeki Gürcistan bizden medet umuyor. Yangın içindeki Azerbaycan bizden medet umuyor. Asya’da bir şey olsa bize bakıyorlar. Balkanlar’da yangına uğrayan, bize bakıyor. Peki, biz buna “hayır” mı diyeceğiz? Diyemiyoruz. Onun için “Kabuğumuza çekiliriz” fikrini unutalım. Niye kabuğunuza çekilemezsiniz? Çünkü bir imparatorluğun bakiyesi üzerindesiniz. Burası Lüksemburg Dükalığı değil, birtakım sorumluluklarımız var; o sorumluluk gelip yakamıza yapışır. Oraya yardım etmek zorundasın. Niçin yerinde oturamazsın? Çünkü üzerinden daha 100 sene geçmemiş, biz oralardaydık. İşte onun için II. Abdülhamid devrine bakıyoruz. Mükemmel müesseselerimiz var. O müesseselerimiz tarihten geliyor ve o müesseseler o haliyle yaşamaya devam ediyor. Ama bahsettiğimiz infiratçılığın aşırı ölçüde takibi de var. Bu da o dönemin zaafıdır ve ileride görülecektir. Bu 100 yılın içinde, 150 yılın içinde olduğu gibi 20 yılda da görülebilir.