Canefşân Çelebi

Canefşân Çelebi
96'dan başlayıp 39-9' un sırrına varmak için. <-Kim ilmi cahillere verirse onu zâyi etmiştir. Kim ilmi isteyene vermekten geri durursa zulmetmiştir.> İmam Gazali.
"Bir süreliğine yalnız kalmak tehlikelidir ve bağımlılık yapar. Çünkü ne kadar huzurlu olduğunu görünce artık insanlarla uğraşmak istemezsin." (Çehov)
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kudüs...Ah Kudüs! Taşından toprağına peygamberin izini taşıyan Kudüs... Kolu kanadı kırık, vuslatı bekleyen Kudüs... Ümmetin derdi olamadın bir türlü. Unutturdular seni bize... Hesabını verebilicek miyiz?
İyisi mi, Mustafa Kutlu’nun “Hüzün Ve Tesadüf” kitabından yapacağımız alıntı ile sözü hülasa edelim. “Bir şey yap güzel olsun… Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin. Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın batakhğına düşmekten korusun. Rüzgâr ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin… Bir şey yap iyi olsun. Hizmetten, hürmetten, merhametten müteşekkil olsun. Kalpleri yumuşatsın; garibin, yolcunun, zayıfın derdine derman olsun. Bir şey yap adil olsun. Haktan, hukuktan ayrılmasın… Bir şey yap barış olsun insanlar kin ve nefretten uzaklaşan. Bombalar patlamasın çocuklar ölmesin. Ohooo, bana neredeyse dünyayı düzelt diyorsun. .. Öyle. .. Hadi bir şey yap. . .”
Mesnevi'den
“Sâlih'in devesi görünüşte deveydi, o zâlim kavim bilgisizlik yüzünden deveyi kestiler. Su için deveye düşman olduklarından kendileri, mezara su ve ekmek oldular. Hakk'ın devesi ırmaktan, buluttan su içmekteydi. Onlar, Hakk'ın suyunu Hak'tan esirgediler. Sâlih'in devesi, sâlih kişilerin bedenleri gibidir; onlar kötülerin helâki için tuzaktır. Neticede 'Allâh'ın devesi ve onun su hakkı' hükmü, o ümmeti ne dertlere uğrattı, onları nasıl helâk etti! Hakk'ın kahrının zâbıtası, bir devenin kanına diyet olarak onlardan bütün bir şehri istedi. Ruh, Sâlih gibidir, beden de deveye benzer. Ruh vuslattadır, beden ihtiyaç içindedir. 'Sâlih'in rûh'u âfetlere uğramaz; yara deve üzerindedir, zât yaralanmaz. Sâlih'in rûhu incitilemez; Hakk'ın nûru kâfirlere mağlup edilemez. Can, toprak cisme, kötü kişiler incitsinler de imtihanı görsünler diye ulaştı, bu yüzden cisimle birleşti. Canı inciten kişinin, Hakk'ı incittiğinden haberi yok! Bilmiyor ki, bu küpün suyu ırmak ile birleşmiştir. Hak, bütün âleme dayanak olsun diye bir cisme alâka bağlamıştır. Onların gönüllerine kimse muzaffer olamaz. Sedefe zarar gelir, inciye gelmez. Velînin beden devesine kul ol ki, Sâlih peygamber ile kapı yoldaşı olasın.”
Yazarlığın bir meslek olamayacağını düşünürdüm. İnsan anlatacak bir derdi olduğu zaman yazabilir, sözlerini dinletemediği zaman. Herhangi birisi olabilirdi bu. Her meslekten, her yaş grubundan, kadın ya da erkek farketmez. Engel olamadığım bir yazma arzusu doldurdu şu sıralar içimi. Yalnızca kendim için yazacağım diyerek oturdum kalemin kağıdın başına. İyi ama ne yazacaktım. Etraflıca düşündüm. Sonunu beğenmediğim bir hikayeyi mi uyarlasam kendimce. -Yok olmazdı öyle, emeğe saygısızlık herşeyden önce. En iyisi küçük bir hikaye. Konusunu belirledim, kahramanların taslağını çıkardım, zaman, mekan, kurgu vs günler sürdü. Yetimhanede büyümüş Cemil'in hikayesi. Bence iyi bir seçim. 35 yaşında, bekar. Elektronik işleriyle meşgul. Sosyete müşterileri var. İyi kazanıyor,hali vakti yerinde................ Sonu gelmedi hikayenin. Aman burası eksik kalmasın, aman şunu atlamayım derken tam bir karmaşa. Asıl mevzuya giremeden 6 sayfa heba ettim kısa hikayemde. Sonra dank etti kafam. Daha başlığı var bunun. Orada bitti bu iş benim için. Anlatacak derdim var ama yetenek yok. Sonradan da kazanılmayacak bir yetenekmiş onu da anladım. Kısa kısa notlar tutmak yeter bana. Anladım ki yazarlık meslekmiş. Saygılar... OKUMAYA DEVAM!