“Kalbimi minik bir karınca gibi hissediyorum,” demiştiniz. “Hedefine varmak için uzun bir yol kat etmesi gerekiyor, büyük ağırlıklar taşıması ve sabretmesi gerekiyor. Ama rastgele esen bir rüzgârla savrulabilir, bir damla suda boğulabilir ya da küçük bir çocuk tarafından ezilebilir. Kalbim.”
Bu işi seviyorum. Şu an hayatta öğretmenlik yapmaktan daha iyi bir amaç göremiyorum. Öğretmenlik yapmak zamana bekçilik ettiğiniz, şekillendireceğiniz zihinler yoluyla gelecekteki mutluluğu garanti altına aldığınız hissini veriyor.
Ölmek nasıl bir ansa yaşamak da bir an. Gözlerini kapar ve bütün gereksiz korkuların çözülüp gitmesine izin verirsin. Sonra korkudan muaf olan bu yeni varoluş halinde kendine sorarsın: Ben kimim? Şüpheler olmadan yaşayabilseydim neler yapardım? Haksızlığa uğrama korkusu olmadan yaşayabilseydim? Acıdan korkmadan sevebilseydim? Yarın o tadı nasıl özleyeceğimi düşünmeden, bugünün tadını çıkarabilseydim? Zamanın geçişinden ve sevdiklerimi benden çalabileceğinden korkmamış olsaydım? Evet. Ne yapardım? Kimleri umursardım? Ne için savaşırdım? Hangi yollarda yürürdüm? Nelerden haz alırdım? İçimdeki hangi gizemleri çözerdim? Kısacası, nasıl yaşardım?