“Ne yaptın da aşık ettin beni kendine?”
“Bilmem” diye güldü genç, “sadece sevdim seni. O kadar çok sevdim ki bırak senin gibi capcanlı bir kadının kalbini, taşı bile eritmeye yeterdi aşkım.”
Kendini kaybedip tekrar bulduğunda berrak bir aydınlanmayla hayvana dönüşmekte olduğunu gördü; içki nedeniyle değil, iş nedeniyle. İçki, neden değil, sonuçtu. Gece nasıl gündüzü izlerse, içki de kaçınılmaz biçimde işi izliyordu.
Aşkının hayal gücüyle onu fazlasıyla kutsallaştırmış, bedensel bir yakınlık kuramayacak ölçüde mukaddes ve ruhani kılmıştı. Onu uzaklaştıran ve kendine imkansız görünmesini sağlayan, aslında Martin'in kendi aşkıydı. Arzu duyduğu tek şeyden, kendini aşkıyla mahrum etmişti.
Yazabilecekken denize çıkan adam salaktır, sonucuna vardı. Böyle düşünmesine rağmen aslında para, kendi başına ona bir kıymet ifade etmiyordu. Paranın değeri, getireceği özgürlükte ve kendini hoş gösteren giysiler aldırmasındaydı...
"Biliyor musunuz," diye ekledi, "Bay Butler'a acıyorum. Doğru dürüst harcayamayacağı otuz bin dolar kazanmak için hayatını boşa harcamış. Niye mi, çünkü artık otuz bin dolar nakit verse bile çocukken on sente alabileceği şeyleri alamaz, mesela şeker, fıstık veya tiyatroda en üst balkondan bir bilet."