Bir televizyon kanalı yapıyordu böyle enteresan filmler. Fantastik hadiseler geliyordu insanların başına. Mesela adam cebindeki son parayı yoldaki bir fakire veriyor, sonra balık tutmaya gittiğinde balığın karnından tam altın çıkıyor. Şimdi, bu İslam değil. Yani İslam bir dünya saadeti vadetmez. Sen çok iyi, çok hayırsever bir Müslüman olabilirsin ama hayatının sonuna kadar tabiri caizse çile çekebilir, sürünebilirsin de. Eğer bu dünya iyi insanlara, iyi olanlara, iyi ruhlara, iyi gönüllere mutluluk veren bir yer olsaydı, yaratılmışlar içinde mutluluğu en çok hak eden Efendimiz'di (s.a.v.). Hâlbuki en çok acı çeken oydu. Ona bunu yapan dünya bize ne yapmaz, değil mi?
Tarık bin Ziyad Kuzey Afrika'ya gidiyor! Dilini bilmediği ülkeye gidiyor. Anadolu'ya geliyorlar. Sasani'ye, İran'a, Mezapotamya'ya, Malezya'ya, Endonezya'ya kadar gidiyorlar. Gittikleri ülkelerin dilinde merhaba demeyi bile bilmiyorlar ama geçtikleri yerlerde Müslüman bırakarak yollarına devam ediyorlar. Aynı dili konuşmadıkları hâlde...
Biz aynı dili konuşuyoruz ama evladımızı namaza başlatamıyoruz. Yani hâl gerçek hâl ise kal'e ihtiyaç yok belki de?