Bir insanın bir ağaçta ilk fark ettiği şeyin ne olduğuna dayanarak karakteri ile ilgili çıkarım yapmak mümkün. Kimi insan bir ağacın önünde duruyor ve ilk fark ettiği şey gövdesi oluyor bunlar, düzeni, güvenliği, kuralları, sürekliliği ön planda tutanlar. Sonra, her şeyden önce dalları fark edenler var. Onlar değişimi, özgürlük duygusunu arzularlar. Ve bir de, her ne kadar toprağın altında gizlenmiş olsa da göklere doğru bir çekim hissedenler var. Onların miraslarına, kimliklerine, geleneklerine derin bir duygusal bağlılıkları vardır.
Her hayat birden çok iplikle dokunurken ve ne doğum dediğimiz şey yegane başlangıç ne de ölüm tam olarak bir sonken, nereden başlatılır ki bir insanın hayat hikayesi?
Bir lanettir, sağlam hafıza. Yaşlı Kıbrıslı kadınlar birine beddua ettiklerinde, bariz bir kötülük gelmesini dilemezler o kişinin başına. Yıldırım düşsün, görünmez kazalar olsun veya birden kısmeti kapansın diye dua etmezler sadece şunu derler: "Asla unutamayasın. Mezara kadar her şeyi hatırlayasın."
İnsandan geriye kalanlar... Tam olarak ne anlama geliyordu bu? Birkaç sert kemik ve yumuşak doku muydu? Giysi ve aksesuarlar mı? Somut, bir tabutun içine sığacak kadar ufak bir takım şeyler mi? Elle tutulamayan şeyler miydi yoksa- gökkubbe'ye gönderdiğimiz kelimeler, kendimize sakladığımız hayaller, sevgililerimizin yanındayken tekleyen kalp atışlarımız, doldurmaya çalıştığımız ve asla yeterince dile getiremediğimiz o boşluklar- yani her şey olup bittiğinde, koca bir hayattan, bir insandan geriye kalanlar... ve gerçekten çıkarılabilir miydi bunlar topraktan?