K.

K.
@Kaderkeskin_
Ruhunuz Doysun;)
Dokuzuncu Koğuşta Bir İç Ses
Puan vermedi·112 syf.··
2025 3. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2025 15:10
Peyami Safa’nın 1930 yılında yayımlanan bu romanı, Türk edebiyatının en önemli psikolojik romanlarından biri olarak kabul edilir. Eser, on beş yaşındaki hasta bir gencin fiziksel ve ruhsal mücadelesini, ben anlatımı ile okuyucuya sunar. Kahraman, bacağındaki kemik hastalığı yüzünden hem acı çeker hem de kendini toplumdan, insanlardan ve özellikle sağlıklı yaşıtlarından uzak hisseder. Roman, yalnızlık, hastalık, çocukluktan çıkış, karşılıksız aşk ve hayal kırıklığı gibi evrensel duyguları işler. Özellikle Nüzhet’e duyduğu ama karşılık bulamayan aşk, gencin içsel çöküşünü ve ruhsal büyümesini tetikler. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ise onun fiziksel tedavi gördüğü yer olduğu kadar, ruhsal olarak olgunlaştığı, hayalleriyle yüzleştiği bir mekân hâline gelir. Romanı okurken, hayatta sağlıklı olmanın ne büyük bir nimet olduğunu daha iyi anladım. Ama sadece fiziksel sağlık değil, insanın ruhsal olarak da desteklenmeye ne kadar ihtiyacı olduğunu fark ettim. Anlatıcının annesi dışında kimsenin onu tam anlamıyla anlayamaması bu da bana, sevginin ve anlayışın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlattı. Nüzhet karakteri ise benim için karışıktı. Bir yandan anlatıcının ona duyduğu saf aşk hoşuma giderken, diğer yandan onun bu duygulara karşı kayıtsız kalması karmaşık bir karakter olduğunu düşündürdü. Bu karşılıksız aşk, anlatıcının hem büyümesine hem de gerçeklerle yüzleşmesine neden oldu Peyami Safa, bu romanda sade ama derinlikli bir dille, bireyin iç dünyasına ayna tutar. Eserdeki karakterin yaşadıkları, yazara ait otobiyografik öğelerle de iç içedir. Bu yönüyle kitap, sadece bir kurmaca değil, aynı zamanda bir iç hesaplaşmadır.
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·126 syf.··
2025 2. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2025 00:03
Johann Wolfgang von Goethe’nin 1774’te yayımlanan Genç Werther’in Acıları, bireyin duygularını merkeze alan, romantizmin öncüsü sayılan etkileyici bir romandır. Kitap, mektuplar aracılığıyla Werther’in iç dünyasını ve Lotte’ye duyduğu derin ama karşılıksız aşkı gözler önüne serer. Werther’in hassas ruhu, doğaya olan sevgisi, sanatla kurduğu bağ ve toplumla yaşadığı çatışmalar, onu giderek yalnızlığa ve umutsuzluğa sürükler. Lotte’nin başkasına ait oluşu, Werther’in bu yoğun duygular karşısında çaresiz kalmasına ve trajik bir sona ulaşmasına neden olur. Goethe, bireyin içsel çatışmalarını ve aşkın yıkıcı gücünü büyük bir duyarlılıkla işler. Dönemi için oldukça sarsıcı olan bu eser, okurda empati ve derin bir hüzün uyandırır. Werther’in yaşadığı duygular evrensel olduğu için eser, bugün hâlâ etkileyiciliğini korumaktadır. Genç Werther’in Acıları’nı okurken, duyguların bu kadar yoğun ve açık bir şekilde anlatılmasına hayran kaldım. Werther’in hissettiklerini o kadar derin yaşadım ki, sanki onunla birlikte acı çektim. Lotte’ye duyduğu aşkı anlamak zor olmadı; bazen birini seversiniz ama o kişi size ait değildir. İşte Werther’in yaşadığı tam olarak buydu. Werther’in iç dünyasını okudukça, onun yalnızlığını ve çaresizliğini ben de hissettim. Özellikle doğaya olan sevgisi ve duygularını bastıramayışı beni etkiledi. Bazı bölümlerde kendimi onun yerine koydum; çünkü hepimiz zaman zaman duygularımızla baş edemeyiz. Romanın sonunda Werther’in intihar etmesi beni çok üzdü ama bir yandan da bu son kaçınılmaz gibi geldi. Duyguların bazen ne kadar güçlü ve yıkıcı olabileceğini bana bir kez daha gösterdi. Bu kitabı okuduktan sonra, insan duygularının ne kadar karmaşık olduğunu ve onları bastırmak yerine anlamaya çalışmanın ne kadar önemli olduğunu düşündüm. Genç Werther’in
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,1bin okunma
9/10
·360 syf.··
2024 10. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2024 00:07
Yazardan okuduğum ilk kitap ve kalemine hayran kaldım. Sade, anlaşılır ve akıcı bir üslupla ele aldığı Bülbülü Öldürmek eserinde yazarımız; Maycomb adlı eski bir kasabada avukat olan Atticus ve iki çocuğunun hayatından kesitler sunuyor. Belirli bir yerden sonra kitap sizi içine alıyor ve olayları kitabın anlatıcısı olan küçük kızın gözünden izlemeye başlıyorsunuz. Onun gibi Boo Radley’i merak ediyor, Tom’un sırf zenci olduğu için yapmadığı bir suçtan yargılanmasına şaşırıyorsunuz. Tam burada Victor Hugo’nun “iyi olmak kolaydır, zor olan eşit olmaktır.”sözü aklıma gelir. Adaletin o hassas terazisi iyi veya masum olanları neden tartmıyor? Kitapta ırkçılık ve ayrımcı toplum baskısı okuyucu çok derin duygulara sürüklüyor. Beni derinden etkileyen ise yazarın; “istediğin kadar saksağanı vurabilirsin ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.”cümlesi oldu. Buradaki bülbül, beyaz insanları temsil ederken saksağan siyahileri temsil ediyor. Tamamen ayrımcı kişilerin düşüncelerinin yansıması olan bu cümleyi okuyunca ikiside bir canlı, neden birini öldüreyim ki?diye soruyorsunuzdur kendinize, işte hikayenin konusuda burada gizli! Düşünün ki küçücük bir çocuğun gözünden laik, muhafazakar, siyah-beyaz, kadın-erkek gibi acınası sınıflandırmalara şahit oluyoruz. Yazarın kalemi sade, basit bir eser gibi görünsede vermek istediği mesajlar oldukça açık,etkili ve güçlü. Yani ders niteliğinde bir eser. İnsanların acımasızlığına, yapılan ırkçılığa kızmamak mümkün değil. En kötüsüde bu durumun hala var olması… Ötekileştirmek, sanırım insanoğlunun en çirkin en berbat huylarından birisi. Tedavisi mümkün olmayan bir huy. Günümüz hümanizm toplumunda bile sınıflandırmalar bitti mi sizce? İnsanları farklılıklarına veya kendi çıkarlarımıza bakmadan sadece insan olduğu için sevdiğimiz bir dünyada
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Epsilon Yayınevi · 202088,7bin okunma
Beklemek...
9/10
·134 syf.··
2024 8. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2024 17:14
Godot’yu Beklerken, 2 perdeden oluşan trajikomik bir tüyatro oyunu. Godot’un kim ya da ne olduğunu söylemiyor yazar. Okur için bir kurtuluşu ifade ediyor Godot. Kitabın sonuna kadar hatta sonunda bile anlamayacağınız, ne anlatmaya çalışıyor diyeceğiniz bir kitap olsa da karakterlerin neden Godot’yu beklediğini hep merak ediyorsunuz. Kitapta sonu gelmeyen bir bekleyiş var. Kitap kahramanlarımız Vladimir ve Estragon’un Godot’yu beklerkenki diyaloglarından oluşuyor. Godot hiç gelmeyecek biri ve belki de hiç var olmayan biri. İçinde bulundukları durumdan, boşluktan, hiçlikten onları kurtaracak, tutunmaları gereken bir kişi. Kitap gelecek olan bir şeyi bilmeden beklemeyi, belirsizliğin içinde bir ışık olarak onu aramayı, kurtarılmayı ummayı konu alıyor. Beklemek, beklemek, beklemek… Tek yaptıkları budur. Beklemenin boşunalığını fark edip yine de beklemek. Neden beklediğini unutacak kadar beklemek. Beklemek, zamanı çabuklaştırmanın mümkün olmadığını salık veren bir kavram. Pasif bir eylem ya da hareketsizlik değil. Telaşsız ama istikrarlı bir varoluşun anahtarı gibi. İhtimalleri düşünmek ama hangisinin kayığına bineceğini bilmemek.
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınları · 202110,1bin okunma
ZİRVEDEKİ KIZLAR
9/10
·120 syf.··
2024 7. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2024 21:52
Farklı etnik ve kültürlerden gelen kadınların başarıya ulaşırken ödemiş oldukları bedeller ve 1980 İngilteresinin politik durumunu anlatır. Bu kadınlar ayrı ayrı kendi hikayelerini anlatıyor. Her birinin bu düzenle farklı şekilde ve farklı zamanlarda mücadele etmiş olmasına rağmen, aslında hepsinin konusu aynı, ataerkil toplum ve kadınlara dayattıkları. Feminizmin, içinde birkaç farklı yönü olan bir terim olduğunu belirtmek doğru olacaktır. Meseleler esas olarak kadınların toplumdaki konumuna göre kategorize edilir. Feminizm dalgaları boyunca fikirler değişti. Burjuva ve sosyalist feminizm olan iki tanıdık feminizm türünün birbiriyle zıt fikirleri vardır. Burjuva feminizmi unvanından, fikrin kapitalist sistemdeki kadınların bireysel ekonomisi ile ilgili olduğu açıktır. Burjuva feministler hareketinin temel amacı, iş kadınları için ve kariyerlerini yükseltmek için bir sestir. Hareketin toplumdaki üst sınıf kadınlarla bağlantılı olduğu söylenebilir. Top Girls'ün oyunu, Marlene olan kahramanı ile çalışma hayatındaki bu sorunlu koşulları temsil ediyor. Çünkü şirketinde önemli bir kariyeri var ve kendi bakış açısından zeki ve güçlü bir kadın olduğunu belirtiyor. Özellikle, iki sahne Marlene'in fikirlerini gösteriyor. Bayan Kitty ona gelip "Onu bir kadın için ne yapacak? Bence bir erkek olsaydı bunu normal bir şey olarak atlatmıştı.”, Marlene sinirleniyor çünkü kadınların ikinci cinsiyet olarak görülmesi ve başarılarının görülmemesi büyük bir sorun. Ayrıca Marlene ve Joyce arasındaki konuşma sahnesinde Marlene, kariyeri için evden ayrıldığını ve bunun normal olduğunu gördüğünü açıklıyor. Ama Joyce'a gelince, bir karakter olarak ondan farklıdır. Sosyal ve burjuva feminizmi arasındaki ilişki ve Joyce'un sosyal ya da aynı zamanda Marksist feminizmi temsil ediyor. Çünkü onun
Top GirlsCaryl Churchill · Mitos Boyut Yayınları · 2020174 okunma