Göbeğinin altından çıkardığı sağ ayağını güçlükle dışarıya attı. Arabadan inmeye çalışırken, kafesinde beslenmiş semirtilmiş kümes hayvanlarına benziyordu. Sanki arabaya binerken zayıftı, küçüktü de arabanın içinde beslenmiş semirtilmişti. İki eliyle kapının iki yanına asılarak gövdesini dışarıya çekti, çıkardı.
Esas "büyülü" yanı da şurada; hastalıklar, onlardan almamız gereken mesajları almayı başardığımız noktada giderler! Görevleri bitmiştir çünkü, öğrenmemiz gerekeni öğrenmişizdir.
Hasır iskemle üzerinde yazıyla geçen bir günden sonra o küçük fakat şirin sarı mangalın kenarından uzak kalmak, şüpheli işlerle geçinen sefiller gibi geceleri karanlıklar içinde ekmek parasına koşmak, gücü tüketen bir dertti.
Bazı geceler ne kadar istesem de okuyamazdım da. Satırlar gözümün önünden silinir, gelecekle ilgili düşüncelerim karıncalanırdı sayfalarda. Işığı söndürür uyumaya çalışırdım. Yastığımın altında yine o böcekler gibi kaynaşan dertlerin beynimi kemirmesinden kurtulmak için, bir, bir buçuk saat sonra kalkar, ışığı yakar, penceremin önünde karanlıklara dalardım. Işığımı söndürüp yatınca uykusuz döner dururdum yatağımın içinde daha bir süre. Sabaha karşı bitkin, dalar giderdim. O yüzden sabahları güç toparlardım kendimi.