Modern insan, yüzyılların getirdiği dönüşümle öyle bir hâl almıştır ki; zihni çoğu zaman huzurdan çok acıya meyletmektedir. Kendini başkalarıyla kıyaslamak, sürekli eksiklerini aramak, sahip olamadıklarına odaklanmak ve elindekilerin kıymetini yeterince hissedememek, adeta hayatın kaçınılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bununla da kalmayıp, çoğu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek korkular ve karanlık senaryolar zihinde büyütülür; insan, kendi kurduğu düşüncelerin yükü altında yorulur.
Oysa insanı tüketen çoğu zaman hayatın kendisi değil, zihninin ona fısıldadığı bitmek bilmeyen kaygılardır. Mutluluk, sürekli daha fazlasına sahip olmakta değil; bazen sahip olduklarının farkına varabilmekte, bazen de zihnin gürültüsü arasında iç huzuru bulabilmektedir.