Bir gün bildiğiniz tüm doğruları ardınızda bırakıp size ait olmayan insanların tanrılarıyla tanıştınız mı? Her gün uyandığınız dünyaya kendinizi yabancı hissettiniz mi?
Şair Musa'nın tüm kıyafetlerinden sıyrılıp kendisini hiçlikte bulduğu bir hikaye... Hiçlikte kendine bir dünya yarattığı ve kendi olabildiği bir dünya... Vahşilik diye görünenin ardındaki normali bize gösterebildiği bir yaşam... karanlık sokaklarda başkalarının tanrısıyla yaşamaya alışılan bir kayıp... Kaybetmek sadece maddi değil, manevi bir kayıp içinde bir kazanç.Kendi içinde delirmek gercek dünyadan kacabılmenin en güzel yolu olmuş onlar için...
Yazarın dili okuyucuyu oldukça derinlere çekiyor, okurken rahat etmenızı degil o köşebaşlarında dilenen, çöpte yemek arayan, para kazanmak için bedenini satan insanların yanına ışınlanıyorsunuz.
Ne yazsam bu kitap için asla aklımdakini yansıtmayacak. Kelimeler dans ediyor ama bir türlü kalemime uğramıyor. Huzurum kaçsın, köhnelikten kurtulayım diyorsanız lutfen okuyun️ ahhh Mine Söğüt nasıl geç kalmısım kaleminize Mine Söğüt
Sessizlik bazen en gürültülü ses gibidir. Sen susarsın, kalem senin yerine konusur.
Yazarın okuduğum ilk kitabı, roman ikiye ayrılmış ilk bolum Refik(baba), Zeynep (anne) iki karakterin yaşadıkları, sabır terazısınden geçişleri anlatılmış. İkisinin hikayesinin bittiği yerde ogulları Timur ve üniversite de tanıştığı Elif arasındaki hikaye başlamış... Ülkemizin tanık oldugu darbe doneminde ınsanların yaşadıkları çocuklarının gozunden kaleme aktarılmış. Geçmişin yuku konuşulmayan her dakika insanları ezmiş... konuşmak ısteyen kalemine sarılmış, kalemine sarılan umuda tutunmuş... Bazen ınsana miras kalan kalemin sesi olurmuş.
Hikaye bütünlüğü, dilinin sade ve anlaşılır olması guzeldi okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum.️
Kadın olmanın zorluğu kadının doğduğu coğrafyadan mı? Yaşananlar genlerle aktarılıyor mu?
3 kusak kadının yasadıgı zorluklar, içsel yolculuk psikolojik, çözülmeler oyle derın verilmiş ki... Bu aileye huzun sanki genlerle aktarılmış...
Kadının kabullenişi içsel bir kırgınlığı fısıldıyor. İnsanın içindekileri dökmek ile sessiz kalmak arasında yaşadığı o ince çizgiyi 'anlatsam da bir şey değişmeyecek" duygusunu ya da tam tersi, anlatılanların aslında ne kadar hayati olduğunu vurgulamış. Fahriye'ye cok uzuldum, Emine'ye kızdım, Sevinç'in yerine koydum kendimi Murata asırı sınır oldum ama kitabın sonunda tüm dusuncelerim değişti...
ben okurken anlatmadan nasıl durmuş ben olsam anlatmasam cıldırırdım dedım konuyla bir tezat olusturup okuyucuyu burdan yakalamış yazar Daha o en bastan zaten anlatılacakların ne kadar buyuk oldugu ipucunu vermiş
Balıkesir de doğup buyuduğum ıcın sanırım kurgu benı yakaladı. Dili oldukça sade ama anlatılanlar derin... Bir yazarın kalemini hatırlattı bana okuyanlar mutlaka donsun bakalım doğru mu benzettim️
Bazı yalnızlıklar tercih değil, yaşanmışlıkların insana bıraktığı sessiz mirastır. Hikaye, ana karakter Sare'nin, eşi Kaptan Mehmet’in ani ve şüpheli ölümüyle (resmi kayıtlara göre tekne kazası) altüst olan hayatını merkezine alıyor. Sare, içindeki güçlü sezgilere dayanarak bunun bir kaza değil, cinayet olduğuna inanıyor. Bu aşamadan sonra hikaye bir hareket kazanıyor. Sare bir dedektif ve eski bir dostun yardımıyla olayın arkasındaki gerçeklerin, entrikaların peşine düşüyor. Eşiyle olan derin bağını ölümün ötesinde de hissetmesi, ruhlarla iletişim kuran bir usta aracılığıyla bilinmeyen dünyaların kapılarını aralamasıyla birlikte kadının yas sürecini bastırmadan nasıl yaşaması gerektıgını bizlere gösteriyor. Yazarın dili oldukça sade, akıcı ama bir o kadar da derin. Kitap, okuyanı yormayan 184 sayfalık kompakt yapısına rağmen, hissettirdiği duygusal yoğunlukla akılda kalıcı bir iz bırakıyor. Romanın her sayfasında kendinizi bulacaksınız.