Yukarıya doğru tırmanıyorum Tanrı'm, bir çocuk gibi camdan kafamı çıkarıp gökyüzüne çevirip başımı, seni arıyorum. Bakıyorum. Asıldığın ipe kanını ver derler ben misali, kanım misali... Bendeniz kara kız çocuk, Yaratıcısına hayran, kulla minnet eylemeyen kedi.
9 büyümeyi bıraktı. Hâlâ 9 yaşında. Yıldızları sayıyor, zaman kocaman gagası ile didikliyor sayıları. Dokuz, Pulsar'ını beklemekte ısrarlı, sevginin her diline hayran, az biraz keçi inatlı.
"Evren,
herkesin anlayacağı bir dilde var olmuştur, ama insanlar unutmuştur bu dili. Birçok şeyle birlikte
bu Evrensel Dil'i arıyorum ben. Bu yüzden buradayım. Çünkü bu Evrensel Dil'i bilen birini
bulmam gerekiyor. Bir Simyacı."
"Ama şimdi sana küçük bir öykü anlatmak istiyorum:
Bir tüccar Mutluluğun Gizi'ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış.
Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir
şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla
karşılaşmış. Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler
çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış.
Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş. Bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat
beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi'ni
açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra
görmeye gelmesini salık vermiş.
'Ama, sizden bir ricada bulunacağım,' diye eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip
sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. 'Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı
dökmeyeceksiniz.'
Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki
saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
'Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü?
Bahçıvanbaşının yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel
parşömenleri fark ettiniz mi?'
Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin
kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabaladığından, başka bir şeye dikkat edememiş.
'Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı,' demiş ona bilge. Oturduğu evi tanımadan bir insana
güvenemezsin.'
İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez,
"Peki dünyanın en büyük yalanı ne?" diye sordu delikanlı, şaşkınlık içinde.
"Ne mi? Hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun
sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur."