"Bakın yakınlarda bir ses:
" Uzun ince bir yoldayım/gidiyorum gündüz gece "
Evet, çok tanıdık bir ses. Aşık Veysel bu zincirin halkasına dahil oluyor. Türkçenin o kendine has üslubuyla halkın gönlünde yer ediyor. Birçok sanatçının sesi daha yol buluyor, bu koca iklimin değişik noktalarında. Dilin bağlayıcı; bütünleştirici etkisi bütün simalarda, dimağlarda yansımaya devam ediyor.
"İnsanların taş kalplerinin ağırlığıyla övündüğü bu çağda onların gözünden kendine bakıp merhamet bulmayı uman Moscorda kendine yapabileceği en büyük kötülüğü yapmıştı belki de.
Yaman bir zemheri şafağı vurulmuşum doruksuz bir dağda.
Tipi saplıyor çavuş oklarını, ağlaşıyor soğuktan gelincik kızları.
Şuursuz bir çığ geliyor tepelerden, gömülüyor hayranlıklarım kıskançlıklarıma.
Alaca bir baykuş, el sallıyor acınası yalnızlığıma
Tam da kıracakken içimdeki dev aynasını, düşüyorum tepe takla.
Dondurucu soğuğa inat artıyor sis. Ha bir de göz kapaklarıma çöken uykuya inat. Sırtmdaki kalın palto bile engel olamıyor titrememe. Ağzımdan belli belirsiz çıkan buhar, sisle bütünleşiyor. Bunu izlemekse tek eğlencem olmuş. Ellerim bilinçsizce yaklaşıyor. Bana ait değiller, başkasının uzvunu taşıyorum sanki. Başkasıyla bile bir nebze empati kurar ya insan, ben onlara karşı hiçbir şey hissetmiyorum. Kısacık baksam bile rahatsız oluyorum bazen, görmek istemiyorum. Oysa onlar da benim gibi, hayatta kalma peşinde... O kadar. Yine de olmuyor işte ve gerisin geri ceplerime sokuyorum onları...
"Çünkü ne zaman minicik olan bir taşa kaya muamelesi yaparsak onun ufacık düşüşü bile gereksiz bir yıkım oluşturuyor
Gereksiz yıkımlardan kaçınmak için de hangi olaya ve insana ne kadar değer vermemiz gerektiğini, ne zaman üzülmemiz ne zaman da gülüp geçmemiz gerektiğini çok iyi bilmemiz gerekiyor. "