Emine Bakırcı

Emine Bakırcı
@Kaleminahif
History Teacher
17 okur puanı
Şubat 2024 tarihinde katıldı
Ağır bir metal kokusu ,puslu bir akşam Hipnotize edilmiş bedenler soğuk taşları adımlıyor Kırmızı tozlu cübbeleri mistik zamanları andırıyor Kuru dallar bedenleri sarıp Kelebekleri tuzağa çağırıyor Sıvalar dökülüyor çatlak duvarlardan Bir keman sesi sızıyor kurumuş topraktan Kuşlar dönüyor başımın üstünde İçimdeki çığlıklar bastırıyor kanat seslerini Kukla oynatıcısı iplerimi çekiyor Dağılıyor içimdeki tüm kırık dökük kelimeler Savruluyor rüzgarda toza bulanmış hatıralar Soğuk bir yağmur yıkıyor her bir kiri Bir kavanozun içinde uçmaya çalışıyor bir kelebek...
Şiir
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Nefesini tutmuş bir şehir Soluk perdeleri çekilmiş üzerine Sarı isli ışıklar yanar her pencerede Zaman üst üste yığılmış burada Ne tam umutsuzdur şehir Ne de bütünüyle umutlu Geçmişin ruhu bakar camlardan Dışarıda şehrin gürültüsü taşar İçeride zamandan kopmuş bir an durur Her şey tanıdık gelir insana Ama bir o kadar da uzak Şehrin kendisi gibi Bir köşe başında kaybolur yabancı silüetler Unutulmuş bir zaman levhası Tozun içine gömülmüş Yeryüzünü göğe bağlayan bir sahne gibi Figüransız bir oyun başlamıştır orada
Şiir
Tıkıverdim huysuz sıkıntılarımı Kilidi tutmayan eski dolabın içine. Sökük hayallerimi el çabukluğuyla İliştirdim gömleğimin delik cebine. Dağılanları toplamaktı tek maksadım Gri dünyaya biraz kırmızı, biraz pembeler kattım. Kararsız hayallerimi hizaya soktum. Dün geçmişti, yarın ise bir muammaydı. Ben bugünün çiçeklerini taktım kafama. Açtım içimdeki afacan müziğin sesini. Gün sayılı, ömür kısa, gökyüzü berrak. Çektim umudu göğüs kafesimin ta içine. İçimde biri yine okuyor bildiğini. Kaç yol, kaç durak sonra vardım kendime.
Şiir
Mevsimlerim geçti bir bir Ardından bakakaldım. Ateşin odunu terbiyesi gibi yandım, yandım. Kül olup savruldum bir baharın peşine. Döküldüm gazel gibi Zamanın sonsuz eşiğine. Bekledim dünden kalan bugünümü. Eğdim başımı, Teslim ettim içimdeki öksüz beni. Topladım dilimin ucuna muhatapsız kelimelerimi. Geceler geçti sorgusuz. Kovaladı akrep yelkovanı. Ay sarardı, Güneş karardı. Evrildi her bir şekle gökyüzünde bulutlar. Sıkıştı avucumun içine Bekleyen kırgın umutlar. Küçük kanat çırpışlarıyla geldi serçeler, Gagalarında hayaller ve ekmek kırıntıları Martılar kanatlarıyla dalgalandırdı denizi, Tuttular yüreğimin soğuyan ellerinden. Ben sustum, konuştu o zaman zaman.
Şiir
İçim ezildi bugün, hem de öylesine buruk. Kelimelerimin tadı bile ekşidi, Kıvrandı dilimin ucunda, Azar yemiş çocuk gibi sindi yüreğimin içine. Havalar da bir garip oldu; bir güneş çıkıyor, Sonra rüzgâr topluyor kara bulutları. Tutamıyorum ne aydınlığını ne de karanlığını. Herkes bir hikâye anlatıyor, sonunda kendi olan; kelimelerin arkasına saklanıyorlar bir bir. Cüsseleri ağır, yürekleri hafif. Kendilerinden geriye kalanları topluyorlar. Geceden ağır bir hüzün takılıp kalıyor içime, Toparlayıp göndermeyi öğretmemişler bana. İşte böyle gözlerim doluyor inceden, apansız; Giden gemilerin sallanan mendilleri gibiyim. Sahi, var mıydı bilen? Heves neydi, umut neydi, neydi beklenen? Beklerken kendimle beraber eksilen… Ayaklarımın altından çekilirken yeryüzü, Avucumda ufalanan bir taş gibiydi zaman. Zerreleri dağıldı, unuttum her şeyi. Ve işte ben kaybolmayı böyle öğrendim; Tek kişilik bir yalnızlığa Sığdırdım bu koca dünyayı.