İçim ezildi bugün, hem de öylesine buruk.
Kelimelerimin tadı bile ekşidi,
Kıvrandı dilimin ucunda,
Azar yemiş çocuk gibi sindi yüreğimin içine.
Havalar da bir garip oldu;
bir güneş çıkıyor,
Sonra rüzgâr topluyor kara bulutları.
Tutamıyorum ne aydınlığını ne de karanlığını.
Herkes bir hikâye anlatıyor, sonunda kendi olan;
kelimelerin arkasına saklanıyorlar bir bir.
Cüsseleri ağır, yürekleri hafif.
Kendilerinden geriye kalanları topluyorlar.
Geceden ağır bir hüzün takılıp kalıyor içime,
Toparlayıp göndermeyi öğretmemişler bana.
İşte böyle gözlerim doluyor inceden, apansız;
Giden gemilerin sallanan mendilleri gibiyim.
Sahi, var mıydı bilen?
Heves neydi, umut neydi, neydi beklenen?
Beklerken kendimle beraber eksilen…
Ayaklarımın altından çekilirken yeryüzü,
Avucumda ufalanan bir taş gibiydi zaman.
Zerreleri dağıldı, unuttum her şeyi.
Ve işte ben kaybolmayı böyle öğrendim;
Tek kişilik bir yalnızlığa
Sığdırdım bu koca dünyayı.