Busra korhan

Annabel Lee Senelerce senelerce evveldi Bir deniz ülkesinde Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz İsmi; Annabel Lee Hiç birşey düşünmezdi sevilmekten Sevmekten başka beni O çocuk ben çocuk, memleketimiz O deniz ülkesiydi Sevdalı değil karasevdalıydık Ben ve Annabel Lee Göklerde uçan melekler Kıskanırlardı bizi Bir gün işte bu yüzden göze geldi O deniz ülkesinde Üşüdü bir rüzgarından bulutun Güzelim Annabel Lee Götürdüler el üstünde Koyup gittiler beni Mezarı oradadır şimdi O deniz ülkesinde Biz daha bahtiyardık meleklerden Onlar kıskanırdı bizi Evet !Bu yüzden “Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi” Bir gece rüzgarından bulutun Üşüdü gitti Annabel Lee Sevdadan yana kim olursa olsun Yaşca başca ileri Geçemezlerdi bizi
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
bir hayal kahvesinde oturup ömür çayından içiyoruz. her seferinde biraz daha az yanıyor dudaklarımız. her seferinde biraz daha soğuk çayımız. kahvede yıkılmak üzere zaten… gelenler aynı, gidenler ayni… çıkalım mı artık bu kahveden? bir yudum daha mı? neden? yanmadı mı dudakların hala? seni sevdim seni birden bire değil usul usul sevdim. “uyandım bir sabah” gibi değil nasıl yürür öz su dal uçlarına ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara… Gülten Akın
inanma güldümse inanma, bil ki bu gülüş güldüğüm sabahın bir rüyasıdır dudaklarımdaki acı bükülüş veda akşamının sonsuz yasıdır. Şüküfe Nihal Şiir eskimez gençler
Deli Bal 'Mecnun söğüt leylanın toprağında yetişir' Şeyh Galip bir leylaydım, bin ademden nice mecnun yarattım ecel bendim, iksir bendim, huri ben merak arkadaşım, ateş ruhuma bela göze candım, köre mana gizlendiğim tenhalarım buldular asi hayvanlarım evcil odalarda tufanlarımdan habersiz uyudular söktüm mührü kapıdan, vesikalıyım güle kar'ı sordum, mevsime yalan zakkumdan öz topladım süt içtim sütleğen damarından şaşkın gezdim, can kanattım sabaha çekildi sis, hükümsüzdür fermanlar yüksek uçtum, densiz durdum, deliyim güzel çirkine döndü, aklarım kirli beyaz peteğimi zemheri ıslığıyla doldurdum kobra çiçeğine kondum, lalesine kumların kuş baskınlarından, ayı pençesinden kurtuldum balın zehrini bilemeden, şerbetini tattılar
Edebiyat
İhtiyarlar Balladı onlara ün mü gelir bazı ses mi duyarlar yumuşak bir kedere ufalır bakışları idam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar ölüme koşullanmış bütün davranışları yorgun öksürükleri oturup kalkışları yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar her gece artık gitmek vaktidir sanırlar geçmiş günlerinden bir destek aranırlar uysal bir gülümseme tek sızlanışları idam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar ölüme koşullanmış bütün davranışları yolculuk sabaha mı yoksa akşam üstü mü aylardan bu ay mı günlerden acaba ne gün yılan gibi çöreklenmiş bu boğuk kördüğümü çözebilirsen çöz çözememekten üzgün kaç kere hesabını çıkarırlar bir ömrün şu yağmurlu güz dünyadaki son güzü mü bir daha yiyecek mi yediği şu üzümü ya uykuda giderse söylemeden son sözünü ölmek var mı farkına varmadan öldüğünü yılan gibi çöreklenmiş bu soğuk kördüğümü çözmeye uğraşırlar çözememekten üzgün bakılan her resim bütün bir ömrü saklar ellerini kaldırsalar yıllar dökülüşür birazdan yalıda sanki buluşacaklar bir yerde saat çalsa o sevgili görünür