Bu kuş Pers İran mitolojilerinde tatlı su içmeyen deniz suyu içen ama deniz suyu içerken de denizin bitmesinden korkan bir kuş olarak anlatılır. Efsanevi bir kuştur denizi o kadar çok sever ki, deniz kıyısına konar, kanatlarını açar ve tek başına oturur denizi seyreder. Denizin bir gün kuruyacağından korkar ve bu korku yüzünden hiç su içmez. En sonunda da susuzluktan ölür.
Ancak benim bütün ilahi muammalarımı ve felsefi sıkıntılarımı halletmek için onun tek bir bakışının yeterli geldiği, benim için diğer gizem ve sırları da yok eden o gözlere ihtiyacım vardı.
Sanki; onun adını önceden biliyordum, gözlerinin pırıltısı, rengi, kokusu, hareketleri hepsi bana tanıdık geliyordu, sanki ruhum önceki hayatta ruhlar aleminde onun ruhuyla yan yanaydı, aynı maddeden aynı kökten olduğumuzdan birbirimizle birleşmeliydik. Bu hayatta onun yakınında olmalıydım. Asla ona dokunmak istemiyordum, sadece tenlerimizden çıkan görünmez ışınlarla birbirimize karışsak yeterdi. Bu korkunç olay daha ilk bakışta tanıdık geldi bana, acaba aralarında gizemli bir bağ oluşan aşıklar her zaman birbirlerini eskiden de tanıyormuş duygusunu hissetmezler mi?