Antik doğunun kralları ve tapınakları; Grek-Roma Antik çağının köle sahipleri; Çinli, Hintli, Japon, Bizanslı, Arap soylu derebeyiler ve tüccarlar; Orta Çağın feodalleri şatolarında ve saraylarında yeterince sanat eşyası, lüks giyecekler ve yiyecek maddeleri yığdıkları andan itibaren üretimi artırmak ihtiyacında değillerdi. Lüksün ve tüketimin aşılması imkansız olan bir sınırı vardır (gülünç bir örnek; Hawai adalarının feodal toplumunda toplumsal ürün fazlası aşırı beslenme biçimine bürünmekte ve bundan dolayı toplumsal saygınlık kişilerin şişmanlığına bağlı olmaktadır.)
İnsan toplumu tarafından yaratılan ürün fazlası ve toplumsal ürün fazlasının, insanlığın tümünü, sürekli yorucu bir çalışmadan kurtaramadığı sürece insanlar arası ilkel eşitliği kurmaya çalışan her sosyal devrim baştan başarısızlığa mahkumdur.
"varlığın dağına çıktığım günden beri
rüzgâr çağırdım kuyu yürüdüm kimse değilim
atımın alnında çok beklemiş bir akşam
sütü soylu harflerin boynundan aşağılara
ağzımda kum sesimde toz göğsümde baharatlar
yüzüğümü bıraktım sözümü gömdüm verdim gömleği
sonu varmak olmayan o eksik vadiden o derin çukurdan
çıktım dışına bahçemin kapattım suretimi zamana
azalmaya gittim susmaya ve durmaya çok uzun
tekrar ettim kirpiklerimi çizen kalemin adıyla
kelimeye kılıç döken bir zambak gibi
kusur kıldım dilimin diplerinde sonsuz ve çıplak
çamuru bozdum manayı geçtim eğildim içime
dedim sen kendinin çırağısın bu gövdede
istesen de olmayacaksın istemesen de"