Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız(kırgınlık), hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceyini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?
Bir güneş ışığının, bir orman parçasının, daha üç yıl önce işaretlenmiş ağaçların en kuytu yerindeki serin bir kaynağın onlar için bu derece büyük bir değer taşıması mümkün müydü?
Benim davranışım onlara hangi bakımdan böylesine çirkin görünüyor? Bir cinayet olduğu ıçın mi?.. Cinayet sözü de ne de-mek? Vicdanım rahat benim. Şüphesiz ortada işlenmiş bir cinayet var! Yine şüphesiz, yasa sınırları aşılmış ve kan dökülmüştür. Ne yapalım, yasanın sınırlarını aştığım için siz de benim kafamı kesin, olsun bitsin bu iş! Tabii o hâlde, insanlığa iyilik etmiş, miras yolu ile iktidara gelmeyip de bunu zorla alan birçok kişinin bile, daha ilk adımlarında kafalarını kesmek gerekecekti. Ama bu adamlar sonuna kadar dayandılar. Bunun için de haklı çıktılar. Ben ise dayanamadım, bunun için de bu adımı atmak hakkını kazanamadım."
Acaba beni bekleyen bu on beş yirmi yıllık zindan yaşayışım sırasında, insanların önünde, her kelimede kendime haydut diyerek, yalandan ağlama gösterileri yapacak kadar ruhça küçülecek miyim?...