Başka bir inilti daha koyuverdim. "Ya bu defa onu tamamen kaybettiysem?" Garrett ve Tucker anında başlarını iki yana salladı.
Garrett, "Kaybetmedin," diye garanti verdi.
"Bundan nasıl emin olabilirsin?"
"Çünkü seni sevdiğini söyledi."
Tucker sırıtarak, "Seni aptal pislik," diye ekledi. "Seni seviyorum, seni aptal pislik". Bir adamın duymak iste diği sözler değildi. İlk ikisi, elbette öyleydi. Son üçü? Yok almayayım.
Kocasının cesur ve
hem mızrak hem de kılıç kullanmada becerikli olduğunu öğrenmenin onu avuttuğu yoktu. Savaş çağrısını reddedip
bir sedirin arkasında tir tir titreyerek oturmasını yeğlerdi.
Bir keresinde bir kadının, bir korkağı kim sevebilir ki, dediğini işitmişti. Laodameia cevabı biliyordu. Diğer seçeneği
bir cesedi sevmek olan biri sevebilirdi.
Ah, ama şimdi sorunu görüyorum. Keyfini kaçıran onların ölümleri değil. Gelmekte olanı biliyor ve epikten çok
trajedi olmasından endişeleniyor, keyfini kaçıran bu. Huzursuz bir istirahate daldığında göğsünün yükselip inişini
izliyorum. Erkeklerin ölümü epiktir, kadınların ölümüyse trajik: Oyle mi? Çatışmanın esas doğasını yanlış yorumlamıştı. Epik sayısız trajediden oluşur, iç içe dokunmuşlardır.
Kahramanlar kıyım olmadan kahraman olamaz ve kıyımın hem nedenleri hem de sonuçları vardır. Ve bunlar bir savaş
alanında başlayıp son bulmaz.
Bunca zaman direndikten sonra gözlerinin ne yapacağını hatırlamayacağını düşündü. Fakat günler sonra, Akhilleus'un ölüsünün yandığı ateşin önünde dururken -savaşta
Apollon tarafından öldürüldüğünü söylemişlerdi- gözyaşı
döktü. Ve Akhilleus haricindeki herkes için ağladı.