Küçükken aklımın gelişmesini, tecrübelerimin birikmesini ve tercihlerimin belirginleşerek bir kişi suretine bürünmesini beklerdim. O kişi ya da kişi suretinin ait olduğu bir yer vardı. Dağındım ben, beni dağ yaratmıştı. Neden sonra yaşamın ilerlemesiyle başladım düşünmeye; acaba başladığım gibi mi olacaktı bitişim? Kişinin aldığı ilk şekil, gerçek tek şekli miydi?
Babam bana sarıldı ve "Seni seviyorum, biliyorsun değil mi?" dedi. "Biliyorum" dedim. " Mesele hiçbir zaman o değildi zaten." Bunlar babama söylediğim son sözlerdi
Ancak aksini hissetmeyi ne kadar arzulasam da, eve gitmek istemiyordum. Seçtiğim aileyi bana verilen aileye tercih ediyordum bu yüzden de Cambridge'de ne kadar mutlu olsam, Buck's Peak'e ihanet ettiğim hissi yüzünden mutluluğum o kadar kirleniyordu. O his benim fiziksel bir parçama dönüştü. Tadını dilimde, kokusunu nefesimde hissedebildiğim bir şeye ...