Fela’nın Simmon’a âşık olduğunu görünce, döktüğüm kana ve
yaşadığım ölüm korkusuna değdi. Aşk diyorsam sırılsıklam değil, azıcık. Yalnızca aşkın o ilk ve belli belirsiz nefesini kastediyorum. Bu nefes o denli ufaktı ki herhalde Fela bile fark etmemişti. Öyle gökyüzünde çakan ve peşinden gümbürtüsü yükselen bir şimşek gibi dramatik de değildi. Hani çakmaktaşı çeliğe çarptığında çıkan kıvılcım neredeyse gözle takip edemeyeceğiniz kadar çabuk
kaybolur. Yine de onun orada, göremediğiniz bir yerde tutuştuğunu bilirsiniz
O gece ve onu takip eden pek çok gece boyunca ben uyurken Wil ile Sim
sırayla başımda nöbet tutup beni Alarlarıyla korudular. İkisi de harika birer dosttu. Herkesin sahip olmayı umduğu, ama hiç kimsenin hak etmediği türden. Özellikle de benim.
“Sevgili Kvothe’mizin tepesi çabuk atar, ama öfkesi biraz yatışınca
gerçeği o da anlayacak.” Bana imalı bir bakış attı. “Ona güvenmediğin ya da Sim’i kandırdığın için kızmadı sana. Kızdı çünkü bir kadının gözüne girebilmek için ne kadar alıkça işlere kalkışabileceğini öğrendin.”