Duygusal beyni küçük görmek, bütün hatalarımızın kabahatini duygularımızda aramak çok uzun zamandır sorgulanmayan bir âdettir. Oysa hakikat çok daha ilginçtir. Beyne baktığımızda atların ve sürücülerin (Platon’un at arabası benzetmesine gönderme yapılıyor) birbirine bağımlı olduğunu görürüz. Duygularımız olmasaydı akıl diye bir şey olamazdı.
Evrim sürecinde frontal korteksin genişlemesi sonucunda insanlar itkilerine direnebilen tümüyle akılcı varlıklar haline gelmemişlerdir. Aslında sinirbilim bugün bunun tam karşıtının doğru olduğunu biliyor: Frontal korteksimizin önemli bir kısmı duygularla haşır neşirdir. Aykırı fikirlerden pek hazzeden 18. yüzyıl İskoç filozofu David Hume, aklın “tutkuların kölesi” olduğunu söylerken haklıydı